17 Ağustos, hata ve rantla dolu binalar, ölen on binler…

Merhaba sevgili yer-su takipçileri;

Bugünkü yazımızı site editörleri olarak yakın tarihimizde çok önemli yer tutan ve ağır can kayıplarına sebep olmuş bir olay için ayırmak istedik: 17 Ağustos Gölcük Depremi…

Merkez üssü Gölcük olan ve gece saat 3 dolaylarında meydana gelen bu depremin şiddeti 7,5 olarak ölçülmüştür ve 45 saniye sürmüştür. Resmi kayıtlara göre deprem sonucunda 18.500 civarı vatandaşımız hayatını kaybederken, 50.000’e yakın kişi ise yaralanmıştır.

Üzerinden 17 yıl geçmiş olsa bile, yüzyılın en büyük felaketlerinden biri olarak kabul edilen bu depremin acılarının bir ömür boyunca silinmesi ve ihmallerin telafi edilmesi mümkün değildir. Hiç kimse depremde eşini, annesini, babasını, sevgilisini, kardeşini ve çeşitli tanıdıklarını kaybedenlerle kesinlikle aynı şeyleri hissedip empati yapamaz. Fakat gönülleri bir nebze olsun ferahlatmak ve insanlık görevini gerceklestirmek adına iletelim: Depremde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına ise baş sağlığı diliyoruz. (Normalde teselliye ve bu klasik taziye cümlelerine pek önem veren ve samimiyetine inanan biri değilimdir. İzah etme ihtiyacım için özür diliyorum)

Can kayıplarının deprem şiddetinden çok daha öncelikli sorumlusu olan, hatalı inşa edilmiş evleri yapmış ve rant uğruna keyfi uygulamalara gitmiş yaşamayı hak etmeyen insansıların ise her ne şekilde olursa olsun yaptıklarının cezasını çekmesi, bugünden sonraki öncelikli temennimizdir.

Sevgili okurlar;

17 Ağustos ile ilgili olan üzüntümüzü bir taziye mesajı şeklinde iletip de bunu es geçebilirdik. Fakat bir günün yazısını ayırmanın ve uzunca ele alıp hatıraları canlı tutmanın çok daha uygun olacağını düşündük. Neden? Yukarıda koyu yazılan kısmın ta kendisinden ötürü…

Bakın sevgili okurlar. 7,5 ve civarındaki depremler, tarihte pek çok kez rastlanmış ve irili ufaklı vukuatlara sebep olmuş doğal afetlerdir. Fakat Gölcük Depremi gibi on binlerce can kaybına sebep olanı çok azdır.

Deprem sonrasında işin peşini bırakmayan ve hakkını arayan güzel insanlar sonunda açığa çıkarmışlardır ki; merkeze yakın olan bölgelerdeki binalar rant ve kazanç uğruna gelişigüzel inşa edilmiş, müteahhitler tarafından inşaat ve tasarım hatalarıyla dolu olmasına göz yumulmuş “mezar apartmanlar” idi. Tabii burada o kadar binanın sorunsuz bir şekilde uzun yıllar boyunca var olabileceğini düşünen bizim köylü çakalı sonradan görmelerimiz; meydana gelen bu facia sonrasında yaptıklarını itiraf etmek ve adalet önünde hesap vermek zorunda kalmışlardır. Hala bu “nitelikli katil ve kasaplar“ın pek çoğu olması gerektiği gibi perişan ve acınası durumda değildir. Fakat dünyada inancı ve kökeni ne olursa olsun adaletin, haklının yanından ayrılmayan insanlar var oldukça sürekli arkalarını kollamak zorunda olacakları da kesindir.

Hepsi birbirinden saçma mazeret uyduran ve hatta “Rabbim zina yuvalarını vurdu.” gibi tarifi imkansız, lugatte edilecek küfür bırakmayan yorumlar yapan bu kan emicilere sormak lazım: Yeni bir hayat kurmak için ya da yılların emeğini biriktirip dinlenmeye çekilmek için aldıkları o evlerde insanların mezarlarını inşa etmiş olarak vicdanınız rahat mıdır? Her gün sabahtan akşama kadarki işlerinizi robot gibi planladığınız, elinizdekileri kaybetme korkusuyla üstlerinizin şartlanmış, takım elbiseli tıraşlı köpeklerine dönüştüğünüz hayatınızda geceleri rahat uyuyor musunuz? Sahip olduklarınıza ve binlerce bina inşa edebilecek bütçenize rağmen yaşama sevinci duyuyor ve hayattan zevk alıyor musunuz? Konuyla pek alakası yok ama Atsız’ın bir dizesiyle ifade etmek isteriz: “Kinimizin şiddetiyle gebereceksin.

Ayrıca düşünmek lazım: Rabbim zina yuvalarını mı vurdu? Yoksa adının arkasına sığınıp dünyanın en iğrenç ve en korkak insanları olduğunu gizlemeye çalışan aç gözlü beyin kimyası bozuk hastalıklı ruhları hakkı yenmiş, sebepsiz musibetlere maruz kalmış insanların arasına mı fırlattı?

Değerli okurlar;

Hem on binlerce cana kıyan, hem doymak bilmez korkak ve aç gözlülerin g.tünü göbeğini şişirmeye devam eden, hem de önü alınmaz bir doğa ve çevre katliamına sebep olarak insanları tahammül edilmez ve sağlıksız bir yaşama sürükleyen bu yapıların, aynı şekilde muteahhitlerinin ve emeği geçen tüm elemanlarının sürekli denetim ve takip altında olması gereklidir. Çünkü; yaptıklarından gram vicdan azabı duymayan ve kendi acınası yaşamlarının izlerini tertemiz hayalleri olan insanlara da bulaştıran bu insanlar bugün Gölcükte, yarın başka bir yerde aynı şeyi yapacaklar. Bir doğal afet olmadığı sürece belki anlaşılmayacak fakat, varın siz düşünün: Yeni bir 17 Ağustos yaşanması halinde acıdan ve üzüntüden yerinde duramayan o insanlar; oturup yakınlarına mı ağlarlar? Yoksa hiçbir engeli ve tehdidi gözü görmeden o aç gözlü korkaklari Roma filmlerindeki gibi lime lime linç mi ederler?

Mesele sadece ağaç kesilen, çevreye zarar verilen eylemler için iki kınama yazıp bir konuşma yapmak değildir. Asıl mesele; doğayı katlettiği gibi 17 Ağustos ve benzeri pek çok olayda tereddüt etmeden on binlerce kişinin hayatını hiçe sayanların karşısına dikilebilmektir. Zaten ikisini yapan camia aynı emin olun.

Son bir kez daha belirtelim: “Yaşamayı hak etmeyen, 100 milyon dolarlık evinizden 150 milyon dolarlığına taşınabilmek için on binlerin hayatını hiçe sayabilen, kendi kendinize ördüğünüz hapishaneden çıkamayan korkaklarsınız. Sizler hayatınızda hiç sırtınız terlemeden elinizde bulunan imkanları bu şekilde kullanıp da adam gibi çalışmanın, emeğin insanı nasıl değiştirebileceğini tarih boyunca bilmem kaçıncı kez tekrar ıspatladınız ya; siz milyon dolarların arasında olmanıza rağmen dışarıya korka korka bakarken, asgari ücretle gerçek özgürlüğü yaşayan bu insanların kinlerinde boğulacaksınız. Zaten elinizin altında bulunan sistem ürünü bütün birikim, yatırım, kurumsallık, vs. zırvalarınızla şımarık g.tunuzu kaşıyıp büyütürken; hem hor görüp hem çekindiginiz; canınız sıkıldığı için hobi olarak hayatlarını kararttığınız asgari ücretli çapulculara hesap vermek zorunda kalacaksınız. Siz busunuz, kendinizde daha fazlasını aramayın, çabalamayın.

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*