Doğaya nasıl kaçılır?…:)

Doğaya kaçışın sizin için ne ifade ettiğini hic düşündünüz mü? Doğal ve çevre dostu olup birbirinden tamamen uzak olan o kadar çok zihniyet, yasam tarzı mevcut ki; bundan öyle üstünkörü bir şekilde “çevrecilik” diye bahsetmek mümkün değil.

Neyden mi bahsediyorum? Seçmiş olduklarımızdan, seçmiş olduklarımızdan vazgeçip hala secebileceklerimizden ve elimizde seçme şansı varken hiç düşünmeden vazgeçtiklerimizden…

Haberlerde hiçbir şeyi umursamadan temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde alıp başını gidenleri, medeniyetin hicbir katkısı olmadan saf ve doğal ortamda yaşamayı seçenleri sık sık görürüz. Yemekten barinmaya hatta ısınmaya kadar her şeyi kendi çabalarıyla halleder bu insanlar. Yaptıklarından da zevk alırlar. Into the wild’ın Supertrump’ı gibi, ya da Vikings’in Bjorn’ü gibi…:) “Kendini bulmak” deyimi gerçekten boş yere söylenmiş, laf ebeliğinden ibaret bir şey değildir. Hem zaten gerçekten böyle bir yaşam sürenleri bugün kullandığımız haberleşme yöntemleriyle bulabilmemiz pek mümkün değil malum… İnsanın çevresinde medeniyete ve toplumsal kurallara yönelik en ufak bir kaygı duymaksizin, varsa bir bira eşliğinde; beyninin en derin noktalarıyla baş başa kalması, şansı varsa dogan-batan güneşe şahit olup, binalara çarpmadan esen rüzgarın eşliğinde oracıkta uyuyakalması var ya… Yorum yok..

Aynı şekilde gezginlerimiz vardır bir de… Eline geçen birkaç kuruşla bir karavan, motosiklet, vs. alıp hicbir yerde sabit kalmadan yaşar bu insanlar… Aynı zamanda ilk grup gibi doğal güzelliklere şahit olup, hem de onlarca farklı dil ve kültürle tanışma fırsatı bulurlar. Bu insanlar için hayatın anlamı ve tadını çıkarma yöntemi de budur zaten. Herhangi bir toplumsal statü elde etmeye, kendilerine veya olursa çocuklarına servet biriktirmek gibi kaygıları yoktur. Dünyadaki bütün kültürleri, dilleri, yer şekillerini kendi gozlerinizle görmüş olarak ölmek; emin olun seçilecek en iyi hayatlardan biridir. İlk gruptan çok daha avantajlı olduğu kesindir.

Bir de çevreciliği, doğal duyarlılığı şehir yaşamına, günlük alişkanlıklarımız arasına yerleştirmeye çalışan; 21. yüzyılın kapitalizmine kısmen adapte olmayı başarmış bir kitle vardır. Sitemizde de ele aldığımız yenilenebilir enerji, geri dönüşümcülük, doğa turizmi, organik tarım gibi harika sektörler bu insanlar sayesinde var olmuştur. Şehirlerimiz ve metropollerimiz bu insanların dengeli yaklaşımları sayesinde bugünkünden daha da beter bir vaziyete düşmekten kurtulmuştur. Geçtiğimiz günlerde Almanyanın yenilenebilir kaynaklar vasıtasıyla tüketilenden fazla enerjiyi üretebilmesi de bu on yılların birikiminin ürünüdür. Yani ilk iki grup ne kadar bireyciyse, bu grup ise o kadar toplumcudur. Bireyci derken doğa ve çevre ruhunu kendi içinde yaşamayı yeterli görmekten bahsediyorum, yanlış anlaşılmasın… Fakat son kitlenin içinde bulunduğu bir risk vardır ki, kendini kaptırmak halinde çok tehlikeli olabilir: Adı gecen sektörler dolayısıyla bir çevreci ve doğa gönüllüsünden çok iş adamına benzemek, ömrü boyunca duyarlılık gösterdiği doğanın tadını hicbir zaman çıkaramamak…

Bu tamamen anlık aforizmalardan çıkardığım en iyi sonuç şudur sevgili okurlar: Hayatınızın içinde bulunduğunuz dönemine, yaşınıza, çevresel şartlarınıza göre ömrünüz boyunca üçünü de olabildiğince doruklarda gerceklestirebilmek.. Her adımınızı, kariyer ve iş planınızı, sosyal hayatınızı bu amaçlara göre düzenleyip; koca bir ömrün her dakikasını doğayla, yeşille ve seyahatleri doldurmak..

Eğer bunu yapabildiğiniz bir hayat sürdüyseniz; bırakın sonrasında isteyen istediği cennete ya da cehenneme gitsin. Bu dünya size fazlasıyla yetmiştir. Siz de doğaya ve toprağa olan borcunuzu ödemişsinizdir.

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*