Amin Maalouf – Doğu’dan Uzakta/Alıntılar

Geçen gün paylaştığım Doğu’nun Limanları kitabından sonra bir diğer baş yapıt da eksik kalmasın. Onunla ilgili bir şeyler karalayalım dedim. Aslında birçoğunu şu anda karalamıyorum. Bundan çok çok öncesinde altını çizdiğim kısımlar o kadar..:)

Not: Alıntının sonunda aksi belirtilmediği sürece birçok replik Adam adlı karaktere ait.

“…

Kısacası onu erdemleri mahvetti; beni ise kusurlarım kurtardı. Yakınlarını korumak, atalarının ona miras bıraktıklarını elinde tutmak için yırtıcı bir hayvan gibi savaştı. Ben bunu yapmadım. Benim yetiştiğim sanatçı ailesinde aşılanan erdemler bunlar değildi. Ne o fiziksel cesarete, ne o vazife duygusuna ne de o sadakate sahiptim. İlk katliamlar başlar başlamaz çekip gittim, kaçtım; ellerim tertemiz kaldı. Namuslu bir kaçak olarak kazandığım tabansızca bir imtiyazdı bu.”

“…

Hala düşüncelere dalmadım ve aklımdan hiçbir şey geçmiyor. Sadece duruma uygun bir çehre takınmaya çalışıyorum.”

“…

Bense 13 yaşımdan beri, her yerde kendimi bir konuk gibi hissetmiştim. Çoğunlukla kucaklanarak karşılanan, bazen sadece hoş görülen bir konuk; ama hiçbir yerde yüzde yüz hak sahibi bir sakin gibi görmemiştim kendimi. Kimseye benzemez, çevreye uyumsuz ismim, bakışım, hal ve davranışlarım, aksanım, gerçek veya varsayımsal aidiyetlerim. İflah olmaz derecede yabancı. Hem doğduğum toprakta hem de daha sonra sürgünde.”

“…

Balzac’ın 13’lerin Romanı adlı eserinde kendince yansıttığı şu baştan çıkarıcı fikre meyilliydiler: Sayıları az da olsa, ortak davalara kendini adamış, ortak bir amacı paylaşan bir avuç cesur, yetkin ve en önemlisi hiç kopmayacak kertede kaynaşmış arkadaş dünyanın çehresini değiştirebilir. Ben de bu fikre uzak durmuyordum. İşin aslı, bugün bile bu çocuksu hayal zaman zaman hoşuma gitmiyor değil. İyi de böyle bir mangayı nereden bulacaksın? İstediğin kadar ara, bu gezegen boş.”

 

“…

Normalde sezgilerime güvenirim; yanılmaz oldukları için değil, çok düşünüp taşındığımda, işin önünü arkasını fazla hesaplamaya çalıştığımda veya daha da kötüsü lehteki ve aleyhteki gerekçeleri zihnimde iki rakip sütun halinde sıralamaya kalktığımda, çok daha fazla yanıldığımı yıllar geçtikçe anladım da ondan.

Bu nedenle artık iki akıl yürütme tarzı kullanıyorum. Birinde, kafam bir kazan gibi çalışıyor; aynı anda tüm etkenler içine boca ediliyor ve kafam onları benim haberim bile olmadan ‘bilgiişlemden’ geçirip sonucu bana hap halinde teslim ediyor. İkinci tarzda, kafam adi bir mutfak bıçağı gibi çalışıyor; ‘avantajlar’ ve ‘sakıncalar’, ‘duygusal yan’ ve ‘akılcı yan’ gibi kaba kavramlar yardımıyla gerçekliği parçalara bölüyor, bu da aklımı biraz daha karıştırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Kim bilir kaz kez mükemmel nedenlere dayanan feci kararlar almışımdır! Veya tam aksine, sağduyuyu hiçe sayan gerekçeler de en güzel kavramların yolunu açmıştır!

Bu nedenle artık kendime şunu telkin ediyorum: Önce, göz açıp kapayıncaya kadar karar ver! Sonra sabırla kendi içine yönel ve bu tercihin nedenlerini anlamaya çalış.”

“….

Bana, bizim Doğu Akdeniz böyledir, değişmez, hizipler, iltimas, rüşvet, edepsiz ve nepotizm her zaman olacak, buna alışmaktan başka bir seçenek yok deyip duruyorlar. Bütün bunları reddettiğim için de kibirli olmakla hatta hoşgörüsüzlükle suçlanıyorum. Ülkesinin bu arkaik yapıdan biraz çıkmasını, yozlaşmanın ve şiddetin azalmasını istemek kibir sayılabilir mi? Üstünkörü bir demokrasi ve hep kesintiye uğrayan bir iç barışla yetinmek istememek kibir veya hoşgörüsüzlük diye algılanabilir mi? Eğer öyleyse kabul, günahı boynuma, ben kibirliyim ve onların faziletli tevekkülünü reddediyorum.”

Kağıda yazmayı bıraksam, kafamda yazmaya devam ediyorum.”

Bu benim yaşamım ve onun unutulmaktan başka bir şeye layık olmadığını kabullenirsem, yaşamayı da hak etmişim demektir.”

“O gün şu cevabı vermiştim:

-Bu mahrem konulara hiçbir utanç duyulmadan yaklaşılırsa yok olacağını düşünmüyor musun?

Arkadaşım omuz silkmişti:

-Bu, bizi susturmak için ezelden beri kullanılan kelime. Bizimki gibi toplumlarda utanç zorbalığın bir aracıdır. Dinler boynumuza yuları geçirmek ve yaşamamıza engel olmak için suçluluk ve utancı icat etmişlerdir. Eğer erkekler ve kadınlar ilişkileri, duyguları, bedenler, hakkında serbestçe konuşabilselerdi, tüm insanlık daha gelişkin, daha yaratıcı olurdu. Eminim bu da bir gün olacak.”

“Hayatımın başlarında dünyayı inşa etmenin hayalini kurardım ve sonuçta fazla bir şey inşa etmedim. Üniversiteler, hastaneler, araştırma laboratuvarları, modern fabrikalar, sıradan insanlar için eli yüzü düzgün konutlar yapmaya söz vermiştim ve hayatımı saraylar, hapishaneler, askeri üsler, aklını kaçırmış tüketiciler için alışveriş merkezleri, içinde yaşanmaz gökdelenler ve çılgın milyarderler için yapay adalar inşa etmekle geçirdim.” (Adam’ın okuldan arkadaşı Ramzi)

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*