“Amin Maalouf – Doğu’nun Limanları” – Altını çizdiklerim

Hep çevre sorunlarından, dünyamızı bekleyen tehlikelerden mi konuşacağız? Biraz da serbest köşemizde okuduklarımızdan, hoşumuza giden hikayelerden, alıntılardan bahsedelim.

Bu yazıda Amin Maalouf’un Doğu’nun Limanları adli eserinde dikkatimi çeken, altını çizdiğim kısımları yazmak istedim. Eklemek istedikleriniz varsa davet gerekmediğini biliyorsunuz…:) (Not: Alıntıların hepsi “İsyan” adlı karaktere ait.)

“…Ne en gençleri ne en yaşlıları, ne en korkakları, ne de en yiğitleriydim. Akılda kalacak hiçbir kahramanlığım olmadı.”

“…

‘Biliyor musunuz?’ dedi. Bendin arkasında haddinden fazla beklemiş nehir gibiyim. Hele bir gedik açılsın, bir daha beni susturana aşk olsun!.”

“Yoksa gelecekten çok geçmişe mi dikmişti bakışlarını? Bunu kestirmek zor. Hem zaten geleceği kuran, geçmişe yönelik özlemlerimiz değil de nedir?”

“Fransa’da nihayet kendi hayallerimin peşine düşebilecektim. Kendi soframda yemek yiyebilecektim. Lafın gelişi söylemiyorum bunu. Bir bistronun sokaktaki bir masasına, şemsiyenin altına oturduğum ilk günü hala hatırlarım. Marsilya’daydım, geminin yanasmasından az sonra, Montpellier trenine binmeden az önceydi. Kaba tahta masası küçüktü, üzerinde çakı izleri vardı. ‘Bu ne büyük mutluluk!’ demiştim kendi kendime. ‘Başka bir yerde olmak ne büyük mutluluk! Ne büyük mutluluk aile sofrasında olmamak! Çenelerinin kuvvetiyle ya da bildikleriyle parlamaya çalışan misafirler yoktu. Babamın silueti yoktu. Bakışlarıma, tabağıma, düşüncelerime dalan o bakış yoktu. Hayır, çocukluğum mutsuz geçti diyemem. Şimartıldım, yoksulluk nedir bilmedim. Ama hep bir bakışın ağırlığı oldu üzerimde. Muazzam bir şefkat, umut barındıran bir bakış. Ama beklentilerle dolu. Ağır, yıpratıcı.”

“Bana hep böyle olur. Kelimelerin tadını unutacak kadar uzun süre susarım ve birden bent yıkılır, içimde ne varsa, tuttuğum ne varsa boşaltırım, bitmez tükenmez bir gevezelik başlar; daha çenemi kapamadan pişman oluşumdur bile.”

“Dili işleyenin eki işlemez.” (BERTRAND)

“…İnsanlarin ölümle burun buruna gelmelerini; karşılığında maddi manevi, en ufak bir çıkar beklemeksizin böyle nankör bir işe kendilerini adamalarını nasıl açıklarsınız? Bu adamlardan bazıları Tanrıya bile inanmıyordu ki, başka bir hayatta ödüllendirilmeyi umut etsinler?”

“Hayat, insana bıkkınlık verecek kadar uzun değildir.”

“Ölümü son çıkış olarak göreceksin. Bil ki kimse seni bundan alıkoyamaz ve tam da bu nedenle, elinin altında olduğu için onu yedekte tut, sonuna kadar. Dlyelim ki geceleyin bir kabus gördün. Bunun bir kabus olduğunu, başını oynattığın anda kurtulacağını bilirsen her şey daha kolay çekilir hale gelir, hatta bir bakarsın ilk başta en korktuğun şeylerden zevk alır olmuşsun. Hayat seni istediği kadar ürkütsün, canını yaksın, yakınların çirkin maskeler taksınlar. Hayat bu, de kendi kendine, ikinci kez çağrılmayacağın bir oyun, bir zevkler ve acılar oyunu, bir inançlar ve aldatmalar oyunu, bir maskeler oyunu, bir aktör ve gözlemci olarak sonuna kadar oyna, gözlemcilik daha iyidir, ne zaman istersen bırakabilirsin. Beni sorarsan ‘imdat çıkışı” sayesinde ayaktayım. Çünkü emrinde ve onu kullanmayacağımı biliyorum. Ama ahiretin anahtarı bende olmasa kendimi kapanda hissederdim, derhal kaçmak isterdim.”

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*