Bir yol ayrımı gerçekten var mı?..

Şimdiye kadar hiç denenmemiş, şöyle bir dönüp yüzüne bile bakılmamış bir yaşam tarzı düşünün. Bir türlü dilimizden düşüremediğimiz deyimlerle konuşacak olursak o globalleşen ve değişen dünyanın getirdiği rahatlığı, konforu ile bundan 1000-2000 yıl öncesindeymiş gibi hissettiğiniz doğallığı bir arada yaşadığınızı düşünün. 21. yüzyılın yarattığı yüksek betonarmelerin, gri dumanların ve her geçen gün dünyayı yok etmekten gocunmayan insanların olmadığı, ama bunun yanı sıra 21. yüzyılın emniyeti ve güvenilirliği ile yaşanabilen bir yaşam tarzı… Yani bugünün modernliği ve refahıyla, geçmişin avcı-toplayıcılık kültürünü birleştirebildiğimiz rüya gibi bir yaşam tarzı…

Zor, hatta belki de imkansız gibi gözüküyor değil mi?… Sanki birine yönelirken diğerinden vazgeçmemiz gerekiyormuş gibi. Peki hiç derinlemesine düşündünüz mü?… Gerçekten böyle mi yapmak zorundayız? Doğaya, denizlere ve dağlara olan saygımızı belirtmek için neden kendimizi teknolojiden vazgeçip ilkel şartlarda yaşamak zorundaymış gibi hissediyoruz? Ya da tersinden soralım: Daha rahat, daha konforlu ve daha güvenli bir hayat için; bünyemizde ona ait parçalar taşıdığımız, eninde sonunda yine geri döneceğimiz doğayı yok saymak, ona her türlü işkenceleri ve en büyük saygısızlıkları yapmak zorunda mıyız?

İşte bizler; illa ki birbirine tamamen zıt iki seçenekten birini seçmek zorunda olduğumuzu düşünmüyoruz. Zaten içinde bulunduğumuz zaman diliminde rahatlık belirtisi ve güç göstergesi olarak algıladığımız birçok şeyin; çemberden çıkıldığında kolayca aşılabilecek yanılsamalar olması bir yana, yaşam standartlarımızın daha kaliteli ve daha yüksek olabilmesi için gereken birçok şeyin sürdürülebilir ve yenilenebilir yöntemlerle gerçekleştirilebileceğini düşünüyoruz. Ha; günümüzde doğal, çevreci ve yenilenebilir yöntemlerle üstesinden gelinemeyecek kadar çok enerji gerektiren engellerin de tıpkı insanlık tarihinde binek hayvanlardan uçaklara; yıldırım ve gök gürültüsünden korkulan inançlardan bugünkü bilimsel hayata erişmemiz gibi elbet bir gün çözülecek sorunlar olduğunu biliyoruz. Ayrıca tüm bunların gerçekleşebilmesi için gerekli olan fikir alt yapısı, kamuoyu, bilimsel ar-ge gibi tabanları sağlayabilmek için de doğal yaşama gönül vermiş tüm göçebe ruhluların sürekli eylem ve iletişim halinde bulunması gerektiğinin farkında olarak; tüm doğaseverlerin bu ve çeşitli platformlar etrafında kültürel, bilimsel, maddi manevi dayanışmada olmasını ve yeteneklerimize göre nice projelerin hayata geçirilmesini umuyoruz.

Son olarak araştırmalarımızın ve fikirlerimizin sürekli olarak yayınlanacağı sitemizde sizleri binlerce yıl öncesinde Yakutların söylediği güzel türküyle selamlıyoruz:

Doğayı bir kitap gibi okuyabilirim ben. Ben onun çocuğuyum. Gölgeleri, gizlileri, şekilleri görüyorum. Ben taygada harika sesler işitiyorum.

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*