Bolu-Sülüklügöl gezi notları

Merhaba sevgili yer-su okurları;

Sitemizde bulabileceğiniz en detaylı, en bilgilendirici ve en gözlem dolu gezi yazılarımızdan ilkiyle karşınızdayız. Gözlemlerimizi ve anılarımızı aktaracak şekilde ilk yolculuğumuz Bolu Sülüklügöl’e doğruydu.

İstanbul’dan yola çıkıp Sakarya’nın Akyazı ilçesine, oradan Dokurcun Kasabası’na ve tepesindeki Sülüklügöl’e ulaştığımız rota boyunca pek çok farklı görüntüye, etkinliğe, kültüre ve birbirinden güzel doğa manzaralarına şahit olduk.

Öncelikli söyleyeceğimiz şey; Sakarya’nın Merkez, Akyazı gibi ilçelerinden Bolu’ya doğru olan rota boyunca şehir yapılarından tutun da havasına kadar büyük bir değişim gözlemlenmektedir. Sakarya’nın daha yerleşik, daha İstanbulvari havasıyla Bolu’nun mis gibi dağ havası kıyaslanınca durumu tahmin etmek pek de zor olmamaktadır.

Gün be gün bütün gezi boyunca görüp geçirdiklerimizi anlatmaya başlamadan önce seyahatimizin hedef noktası Sülüklügöl hakkında genel bir bilgi verelim ki, yazının sonunda gözlerden kaçmasın:

Sülüklügöl; Bolu-Sakarya il sınırında bulunan, takımı epey yüksek, kendisiyle ve çevresindeki el değmemiş doğasıyla tam bir saklı cennettir. Sakarya’ya bağlı Dokurcun Beldesi’nden yaklaşık 4-5 km ilerledikten sonra ulaştığınız Tavşansuyu Köyü’ne 9 km mesafede bulunmaktadır.Tektonik hareketler ve meydana gelen heyelanlar sonucunda oluşan bu yüzölçümü küçük göl; jeolojik yaş itibariyle de son derece gençtir. 300 yıl civarında bir geçmişi bulunan gölde aşağıdaki resimde gördüğünüz gibi hala çökmenin olmadığı zamanlardan kalan ağaçların kalıntılarını göreceksiniz. Bölgenin yerlisiyle konuştuğunuz zaman, pek çoğunun atalarının gölün henüz oluşmadığı zamanları bildiğine dair hikayeler duymanız mümkündür.

IMG_20160728_150107

Ayrıca Sülüklügöl dışındaki çeşitli tepelik alanlarda da taze heyelan izlerine rastlayabiliyorsunuz. Bu da bölgedeki pek çok yeryüzü şekli oluşumunun hala devam ettiğini göstermektedir.  Gölün son derece yakınlarından yeryüzüne çıkan Hongurdak Deresi ile aynı kaynağı paylaşmaktadır ve büyük ihtimalle yeraltı suları kanalından Tavşansuyu Irmağına doğru akışı devam etmektedir. Göl yakınlarında çağlamaya başlayan dere; bazen az bazen çok debiyle yaptığı akışla hem yol boyunca buz gibi kaynak suyundan yararlanmanızı sağlamakta, hem de eşsiz fotoğraflara imkan sağlamaktadır.

Gün 1 – İstanbul-Akyazı-Dokurcun yolculuğu

Yakın olması ve daha iyi gözlemler aktarabilmek adına Dokurcun’a kadar otostop ile ulaşmayı düşünsek de vaktimizin, izin zamanımızın kısıtlı olması sebebiyle Akyazı’ya kadar tur otobüsüyle gittik.

Sakarya ilinde otobüs terminalinden çıktığınız zaman giriş yaptığınız Adapazarı-Mudurnu yolu boyunca İstanbul’dan eser olmayacak şekilde bölgenin pek çok tarım alanını ve büyükbaş hayvancılık yapılan bölgelerini görmeniz mümkün. Tahmin edeceğiniz gibi mısır; yol boyunca en çok rastladığınız ürün. Bu yol boyunca Osmanbey Köyü ve karşısındaki Alpaslan Türkeş hatıra ormanı başta olmak üzere irili ufaklı pek çok yerleşim ve bayındırlık ürünü goreceksiniz. Çift taraflı uzanan yemyeşil alanlar ve ağaçlardan söz etmeye bile gerek yok tabii. Ertesi gün gittiğimiz Sülüklügöl yolunu saymazsak gerçekten doğası çok az bozulmuş bir yer.

Akyazı yolundaki bir mısır tarlası
Akyazı yolundaki bir mısır tarlası
Aynı yolda Osmanbey Köyü girişi ve Alpaslan Türkeş hatıra ormanı
Aynı yolda Osmanbey Köyü girişi ve Alpaslan Türkeş hatıra ormanı

Adapazarı-Mudurnu Yolu bitiminde; Akyazı ilçe merkezinin başladığı yerde yeni inşa edilen bir cami ile arkasında bulunan bir Atatürk heykeli karşılayacak sizi. İlçe girişinde yolun ismi Ada Caddesi olarak değişir ve Akyazı boyunca ana cadde olarak uzanır gider.

Akyazı Merkez Çarşısından öğle saatlerinde bir görünüş
Akyazı Merkez Çarşısından öğle saatlerinde bir görünüş
İlçe girişinde bulunan hemen hemen tamamlanmış Camisi
İlçe girişinde bulunan hemen hemen tamamlanmış Sadi Süleymanpaşa Camisi
Cami civarında bulunan merkez kütüphanesi
İlçe merkezinde bulunan Atatürk heykeli

Akyazı ilçesinde verilen kısa bir moladan sonra yarınki rotamızı saptamak ve bir aksilik yaşamamak adına Dokurcun Beldesine de yol alarak Sülüklügöl Yolu’nun başladığı bu sade, mütevazı ve bir yandan da gelişmiş olan beldeyi de görelim dedik.

Akyazı ve Dokurcun’un her ikisi de Sakarya iline bağlıdır ve aralarında araç ile trafiksiz yaklaşık 20-30 dakikalık bir mesafe bulunmaktadır. Ada Caddesi’nin bitiminden sonra Adapazarı-Mudurnu Yolu devam eder ve Kuzuluk, Şerefiye, Reşadiye, Beldibi, Durmuşlar ve Dedeler Köylerinden geçilerek Dokurcun’a varılır. Dilerseniz buraları da gezebilirsiniz fakat minibüsler yol boyunca pek durmamaktadır. Gün içinde iki yerleşim arasındaki ulaşım; saat başı kalkan minibüslerle rahatça sağlanmaktadır. Fakat şöyle bir sıkıntı var ki; Akyazı’dan Dokurcun’a olan servisler saat 19-20 sularına kadar devam etse de Dokurcun’dan Akyazı’ya döneceğiniz araçlar saat 18:15’te sona ermektedir. Eğer bu aracı kaçırırsanız ya Dokurcun köylülerinden ücretli-ücretsiz bir ricada bulunmak ya da ana yola çıkıp otostop çekmek zorunda kalırsınız. Son gün dönüş yolunda biraz geç kaldığımız için ikisini de uygulamak zorunda kaldık. Fakat her şeye rağmen o kadar mesafenin ücretinin sadece 5 TL olması, kısıtlı vakitle ve bütçeyle gezenleri epey rahatlatacak cinsten. Ayrıca aynı yazıhanelerden Mudurnu ilçesine veya çevredeki pek çok merkeze düzenlenen seferler de mevcuttur. Aradaki bahsettiğimiz bu yol boyunca da yeşil alanlar ve doğal mekanlar hiçbir azalma göstermemekte, iki tarafı ormanlarla çevrili asfalt bir yol boyunca yolculuğun keyfini çıkarabilmektesiniz. Eğer kışın yolculuğu tercih ederseniz yol üzerinde bulunan kaplıca ve termal otelleri de konaklamak için araştırabilirsiniz.

Akyazı-Dokurcun yolu 1
Akyazı-Dokurcun yolu 1
Akyazı-Dokurcun yolu 2/İnanın yolun tamamı böyle
Akyazı-Dokurcun yolu 2/İnanın yolun tamamı böyle
Aynı yoldan bir evin çatısı/Neredeyse her evde bir güneş paneli mevcut
Aynı yoldan bir evin çatısı/Neredeyse her evde bir güneş paneli mevcut

Dokurcun ilçesine gelirsek; Akyazı’dan çok daha sakin, şirin ve dürüst olmak gerekirse doğası, yerleşim planı çok daha güzel bir belde olarak karşımıza çıkmaktadır. Doğayla ve yeşilliklerle bariz daha bütünleşmiş bir yerdir.Sakarya iline bağlıdır ama Sülüklügöl Yolu’nda 4-5 km kadar ilerlemeniz halinde il sınırı gelir ve Bolu’ya giriş yaparsınız. Minibüsün son durağı, beldenin ortasında bulunan dört yoldan biraz ilerideki Dokurcun Merkez Cami önündedir ve Sülüklügöl’e giden yol da bu istikamet üzerindedir.

Dokurcun merkezinden gelişigüzel bir fotoğraf, devamı ikinci bölümde
Dokurcun merkezinden gelişigüzel bir fotoğraf, devamı ikinci bölümde
Mudurnu Çayı'nın Dokurcun'dan geçen kısmı
Mudurnu Çayı’nın Dokurcun’dan geçen kısmı

Onun dışında Dokurcun’un ortasından geçen Mudurnu Çayı ve etrafına kurulu çay bahçeleri, belde boyunca yemek yiyip dinlenebileceğiniz pek çok mekan da sizi bekliyor olacaktır. Dokurcun’a gidip de sakın ola bir çay içip Mudurnu Çayı’nı dinlememezlik etmeyin, pişman olursunuz.

Akyazı ve Dokurcun boyunca yaptığımız bu keşif sonrası aynı servisle Akyazı’ya dönmek zorunda kaldık ve aksamı orada geçirdik. Sebebi ise Dokurcun’un tek dezavantaj olarak herhangi bir konaklama tesisine sahip olmaması. Beldeye uğrayan yabancıların genelde araçlarla gelmesi ve günübirlik Sülüklügöl’ü ziyaret ettikten sonra geri dönmesi sebebiyle olacak ki turizm sektörü üzerine pek düşülmemiş. Eğer bir Tanrı misafiri olarak değilde otellerde normal şekilde konaklamak istiyorsanız, en yakında bulunan Akyazı ilçesine geçmek en iyi seçenek olacaktır. Biz de öyle yaptık.

Akyazı Çarşı’da bir akşam yemeği faslından sonra uygun bir otel bulduk ve aksamı burada geçirmek üzere yerleştik. Her şeye rağmen Akyazı’da da otel sayısı ve imkanının da kısıtlı olması sebebiyle rahatça yer bulmak konusunda şanslı olduğumuzu söyleyebiliriz. Şansımıza Akyazı’nın en hareketli ve panayır havasındaki zamanlarına denk gelmemiz sayesinde ilçenin akşam faslını ve taşıdığı ruhu görmeye de fırsatımız oldu.

Otel balkonundan bu kadar oldu kusura bakmayın:)
Otel balkonundan bu kadar oldu kusura bakmayın:)

Birinci gün anlatımında sizlere çok önemli bir olaydan bahsetmek istiyorum değerli okurlar: Kimisi için sorun olmayabilir fakat “olmazsa olmaz, ben kesin ararım.” diyenler için söylüyorum. Akyazı ilçesinin siyasi görüşleri ve insanının hayat tarzı sebebiyle tek bir tane bile alkollü mekan bulmanız mümkün değildir. Hatta Akyazı’ya göre çok küçük bir belde olan Dokurcun’dan pek cok tekel olduğu halde Akyazı’nın bu konuda böyle yetersiz olması gerçekten çok dikkatimizi cekti. Zaten alkolle ilgili soru sorduğumuzda küçük bir kesimin ters ve sinirli tutumuna maruz kaldığımızı da belirtmeliyim. Mekan olmamasının yanı sıra yeterince büyük olan ilçede tek bir tane tekel bayii mevcuttur ve burayı bulamazsanız o gün sizin için can sıkıcı geçebilir. Buradan herhangi bir isim ve yer bildirimi yapmayalım ama iç tarafta bulunan çarşının sonundaki aile çay bahçesine ulaşıp, onun arkasındaki göbeğe vardığınızda kime sorarsanız size yerini tarif edecektir. Biz de görevi başarıyla tamamladık ve dinlenmeye çekildik.

2.gün – Dokurcun’a dönüş ve Sülüklügöl yürüyüşü

Bugün; keşif yaptığımız ve rota belirlediğimiz ilk günden çok daha zorluydu. Çünkü sabah olabildiğince erken saatlerde Dokurcun’a gitmeli, oradan da Sülüklügöl’ün o zorlu ve çetin yolunda yürüyüşe başlamalıydık. Aksi halde dönüş imkanlarımız sıkıntıya girebilir, karanlık çöktüğünde uçsuz bucaksız ormanın ortasında mahsur kalabilirdik. Öyle oldu zaten..

Akyazı’da sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra aynı servisle Dokurcun Beldesi’ne gidip hiç vakit kaybetmeden Sülüklügöl yoluna giriş yaptık. Dokurcun ile Sülüklügöl arası yaklaşık 13 km’dir ve neredeyse tamamı yokuş yukarı bir tepe tırmanışıdır. Herhangi bir özel hazırlığımız, trekking ekipmanımız, vs. olmadan; sehirden temin ettiğimiz temel malzemeler ile bu doğa yürüyüşünü gerçekleştirecektik.

Dokurcun yolları 1
Dokurcun yolları 1
Sülüklügöl üzerinde panelli bir ev daha

Yanımıza aldığımız çanta ve malzemelerle Dokurcun’dan ilk durak olan Tavşansuyu Köyü’ne ilk etap yürüyüşüne başladık. Yazının başında da söylediğimiz gibi Tavşansuyu Köyü, Sülüklügöl’e 9 km mesafededir ve her iki yakaya da gayet yakın bir mesafede bulunmaktadır. Bu yürüme periyodunda Dokurcun’dan izleri yavaş yavaş kaybedip her iki yakası ormanlık alan olan dağ yolunu hissetmeye başlıyorsunuz. Sakarya-Bolu il sınırını geçtikten sonraki kısa bir mesafe sonrasında Göksu Hidroelektrik Santrali‘nin ve Sülüklügöl’ün yol ayrımına geliyor ve tepe yönüne doğru olan istikameti sürdürüyorsunuz. 4-5 km yol kat ettikten sonra ulaştığınız Tavşansuyu Köyü ise hane sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen, son derece küçük bir yerleşim birimidir. Buraya vardığımızda köyün yerlisi bir teyzenin ikram ettiği sıcacık, yüzde yüz köy ürünü gözleme, yolun geri kalanında bizi tok tutmak ve rahatça yürümemizi sağlaadın adına çok makbule geçmişti. Buraya kadarki yol eğimi az, yürümesi kolay asfalttan oluşmaktadır. Yer yer sıcaktan dolayı asfalt erise ve ayakkabınıza yapışsa da sonraki kısımlarda yolun aldığı hali görünce buradaki kısmı öpüp başınıza koyacaksınız.

Dokurcun yolu başlangıcı düz asfalt olan kısım
Dokurcun yolu başlangıcı düz asfalt olan kısım
Dokurcun'dan bir arkadaş:)
Dokurcun’dan bir arkadaş:)
Tavşansuyu Köyü'nden bir fotoğraf
Tavşansuyu Köyü’nden bir fotoğraf
Bolu-Sakarya il sınırı
Bolu-Sakarya il sınırı
Göksu regülatörünün tepeye giden Sülüklügöl yolundan bir görüntüsü
Göksu regülatörünün tepeye giden Sülüklügöl yolundan bir görüntüsü

Tıpkı Dokurcun’da olduğu gibi yol iki tarafı yoğun ağaçlık alanlarla kaplı bir şekilde ilerliyor. Eskilerden duyduğumuza göre bu yol eskiden daha da doğal, asfalt dökülmemiş ve en başından itibaren yürümesi zor bir vaziyette imiş. Son 3 yıl içerisinde ziyaretçilerin artması ve şehirler arası turizme daha açık bir bölge haline gelmesi üzerine Sülüklügöl yolu boyunca pek çok iyileştirme çalışması yapılmış. Aynı zamanda günümüzde Sülüklügöl eski konumunda değil, resmi olarak bir tabiat parkı statüsündedir.

Her şeye rağmen Sakarya ve Bolu belediyelerini Sülüklügöl’ün doğa turizmine açılması konusundaki çalışmaları hususunda tebrik etmek gerekiyor. Çünkü bütün yok yapım ve ıslah çalışmalarına rağmen bölgenin doğal ruhu, yeşille iç içe olan ve saklı kalmış hissi veren atmosferi o kadar güzel bir şekilde korunmuş ki; yürüyüşe devam ettiğiniz her adımda çıt çıkmayan, huzur verici doğanın keyfini yaşıyor ve pek çok yerde durup şöyle bir manzaranın tadını çıkarmak için durmadan edemiyorsunuz.

asfalt yoldan bir örnek
asfalt yoldan bir örnek

İlk etap yürüyüşünü geçip Tavşansuyu Köyü civarına vardığınız zaman aşağıdaki tabelaya rastlayacak ve yol ayrımında sağa, yukarı yola yöneleceksiniz.

Bu tabeladan sonra bazı alabalık ve dinlenme tesisleri dışında pek fazla bir tabela, vs. görmeyeceksiniz. Yol pek çok yerden yan patikalara ve içerilerde bulunan yerleşimlere doğru uzansa da Sülüklügöl istikameti için hiçbir yere sapmadan dümdüz ilerlemeniz gereklidir. 5 km tabelasını görünceye kadar yürüdüğünüz bu kısım boyunca yol biraz daha dikleşiyor, asfalt üzerindeki güneş etkisi artıyor ve yürüyüş daha zor bir hal almaya başlıyor. Fakat 9.5 km tabelasından itibaren net bir şekilde çağlamasını ve her iki yönden irili ufaklı yataklarla akışını gördüğünüz Hongurdak Deresi de huzur verici sesiyle size eşlik etmeye başlıyor.

Hongurdak Deresi 1
Hongurdak Deresi 1
Hongurdak Deresi 2
Hongurdak Deresi 2
Yolda rastlayacağınız çeşmelerden sadece biri
Yolda rastlayacağınız çeşmelerden sadece biri

Onun dışında göreceklerinizden bahsedecek olursak; ana tema olarak birbirinden şık ağaçlık, ormanlık tepeler, vadiler boyunca uzanan yolda keyifli mi keyifli bir yolculuk olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca pek çok çiçek ve bitki türünü, birbirinden güzel ve ilginç renkleri olan kelebekleri ve böcekleri, ağaçların arasında siz geçtikçe kıpraşıp duran kertenkeleleri vs. canlıları da rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz.

4,5 km daha yürüdükten sonra aşağıdaki gibi 5 km checkpoint’ini göreceksiniz. Yolun sizi yoracak ve yer yer çileden çıkaracak kısmı da burada başlıyor. Sebepleri ise basit: eğim inanılmaz derecede artıyor ve asfalt yapılıp düzenlenmiş yollar yerini taşlı, bir süre sonra ayağınızı acıtacak bozuk yollara bırakıyor.

Üçüncü, sonunda Sülüklügöl’e ulaştığınız kısım boyunca ilk kısımlardaki süreyle kıyaslayıp 2-3 km yürüdüğümüzü düşünürken henüz 1 km’nin tamamlandığını fark ettiğimiz çok oldu. Bu durum yol yapım çalışmalarının henüz tamamlanmamış olmasından kaynaklanmaktadır sanırım. Fakat saf toprak yola göre yürüyüşünüzün çok daha zor olacağı kesin. Hele ki bunu hesaba katıp uygun bir trekking ayakkabısı ile gelmediyseniz… Şunu da belirtelim; yol boyunca kaynağını dereden alan ve saf kaynak suyu veren çeşmeler mevcut. İster bu çeşmelerden, ister doğrudan derenin yola yakınlaştığı yerlerden su ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Fazla yük yapmanıza gerek yok.

Resimlerde gördüğünüz pek çok yolu, tabelayı, eşsiz dere ve doğa manzaralarını aştıktan sonra Sülüklügöl Tabiat Parkı’na giriş yaptık ve yerinde rahat duramayan yer kabuğunun bir hediyesi olan bu küçük göl tepelerin ardından gözlerimizin önüne beliriverdi. 

Uzaktan görüntüsü gerçekten harika ve insanın içinde garip bir huzur, ruhani bir dinginlik uyandıran Sülüklügöl kıyılarına, giriş tabelası aştıktan ve kraterden kaynaklanan küçük bir yokuş aşağı yürüyüş yaptıktan sonra rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Gerek Hongurdak Deresi’nin yok kenarına gelen kısımları gerekse Sülüklügöl boyunca pek çok dinlendik, buz gibi kaynak suyuyla serinleyip yürümekten yorulmuş ayaklarımızı suya sokup keyfini sürdük. Sistematik ve gözlem yapılan seyahat ortalarına yeni başlayan gezginler olarak söyleyecek tek sözümüz vardır: Büyükşehirler ve her yanı betonlaşmış metropoller gerçek hapishanelerdir. Buyrun, ömrümüzü ne kadar saçma kaygılarla ve hologram ürünü amaçlarla harcadığımızı kendi gözlerinizle görün..

Görmüş olanlar ya da az çok tahmin edenler bilecektir: Birkaç günlüğüne kamp yapmak ve sessiz, huzurlu göl kenarında, arkanızda orman olan ortamda beyninizi dinlendirmek için Sülüklügöl, harika bir seçenektir. Zaten yol boyunca çadırını, oltasını, ekipmanlarını yüklenip kamp yapmaya giden, halihazırda çadırını ve malzemelerini kurup kampına başlamış olanlara çokça rastladık.Ne yazık ki vaktimiz yeterli olmadığı için bu seferlik kamp yapamadık.

Sülüklügöl’ün etrafını gezip incelemek ve dinlenmek üzere bir süre geçirdikten sonra dönüş yoluna başladık. İnanın burada bir gece geçirmeyi ve kamp yapıp biraz olsun şehrin gürültüsünden uzaklaşmayı o kadar istedik ki; “Keşke elimizde kamp ekipmanları olacak ve vakit ayırabilecek şekilde ziyaret etseydik.” diye kara kara düşünmeden edemedik.

Şunu da belirtelim: göl kenarında rahatça vakit geçirebilir, resimde gördüğünüz gibi balık tutup ayaklarınızı sokup keyfinize bakabilirsiniz. Fakat gölün dibi balçık olduğu için yüzme amacıyla girmek tehlikelidir ve kesinlikle tavsiye edilmemektedir. Gölün ismi de sizi yanıltmasın; içine sonradan atılan balıklar ve canlılar ile beraber sülükler iyice azalmış ve neredeyse tamamen yok olmuşlardır.

Dönüş kısmında biraz oyalanmanın ve yorgunluğun etkisiyle beraber korktuğumuz başımıza geldi, son servis saatine kadar Dokurcun’a yetişemedik. Ayrıca aynı yolu tekrar yürümek istememiz sebebiyle göl yolunda otostop çekerek bir Dokurcun’lunun traktörü ile beldeye vardık. Oradan da başka birisi bizi Akyazı yoluna kadar bıraktı. Akyazı’ya ise ana yoldan geçen arabalarla otostop yapmaya devam ederek ilçe merkezine vardık ve İstanbula dönüş biletini aldık.

Başından sonuna kadar Sülüklügöl gezisi gerçekten bizim için gözlem dolu, doğa ve yeşillik içinde, yorucu ve bir o kadar da unutulmaz deneyimlerden biri oldu.

Yazımızı hem ayrıntılı, hem de sade bir anlatımla gezi notlarını sizlere aktarmak gayesiyle hazırladık. Eğer gözümüzden kaçan, anladığımız bir nokta varsa veya sizin de söz konusu bölgeler hakkında eklemek istediğiniz bilgiler mevcutsa yorum kısmından rahatlıkla belirtebilir, ayrıca makalenizi sitemizde yayınlayarak çok daha fazla insana gözlemlerinizi sunabilirsiniz. Sonraki gezi yazılarımızda görüşmek üzere, hosça kalın.

Diğer resimleri de aşağıda bir galeri olarak hazırladık. Dilerseniz inceleyebilirsiniz.

 

 

 

 

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*