Daha nereye kadar?/Selçuk Salih Caydı – İnceleme

“Üretim, tüketim, çevreyi kirletim” tanımıyla okuyucuya sunulan “Daha Nereye Kadar?” adlı kitap; ömrü Türkiye-Almanya arasında mekik dokumakla geçmiş sayın Selçuk Salih Caydı tarafından kaleme alınmış.

Kitapta bahsettiği konulara ve üslubuna bakıldığında dünya siyasi tarihi, çevre sorunları gibi konularda epey bilgili olduğu ve bir o kadar da bildiklerinisade bir dille anlatma becerisine sahip olduğu anlaşılan yazar, sayfalar boyunca daha çok kapitalizmin acil müdahale edilmesi gereken adaletsiz, aşırı yönlerinden bahsederek günümüzde var olan hayat anlayışının yarattığı sorunlardan dert yanmış. Tabii bu arada kapitalizme en çok karşı olması gereken kesimin hiçbir atılım yapmaksızın tamamen sinmesinden ve sisteme aşırı miktarda adapte olmasından şikayet etmeyi de ihmal etmemiş. Dolayısıyla “Daha Nereye Kadar?” adlı eser yeşil ekonominin yapıcı yönüne geçmeden önce bugünkü sistemin eksileri hakkında bilgi edinmek isteyenler için epey uygundur.

Kitabın arka kapaktaki tanıtımında da Selçuk Salih Caydı; anlatmak istediklerini şöyle dile getirmiş:

Bu dünyada modern toplumun saygın bireylerinden biri olmak istiyorsanız, siz de herkesin yaptığını yapıp sabah erkenden kalkacaksınız, bir büroya veya fabrikaya gideceksiniz. Amacınız: Para kazanmak. Ne kadar çok kazanır, bunun için ne kadar rafine iş görürseniz o kadar saygın bir işiniz. Peki siz para kazanacaksınız diye dünyanın yeraltı kaynaklarının üçte ikisinin çoktan tüketilmiş olduğunu, dünyadaki içme suyunun yarısının çoktan kirletildiğini, bu şekilde yaşamaya devam edilirse dünyadaki yaşam koşullarının önümüzdeki yirmi yıl içinde insanlığın hayatını da kökten tehdit edecek boyutlarda bozulacağını biliyor musunuz? Dünyanın tamamında sürdürülen bu insanlığa zararlı yaşam tarzının bizi nasıl ve neden toplumsal yıkıma sürüklediğini iyi anlayabilmek için, bize her an “en ileri, en doğru” yaşam tarzına sahip olduğumuzu söyleyen ve tartışmasız doğru saydığımız terimlerden kurulu dili aşarak yeni bir dil kurmanız gerekiyor. Yeni dil, gökyüzünün altında yaşayan ve dünyada yaşamın bütün muhteşemliğiyle sürmesini isteyen herkesi, insanlığın bekası için birleştirecek bir dil olmalı. Her köşe bucağı beton grisi, her yeri aynı bir dünya yerine, gerçek kültür ve uygarlıkların yeşerdiği rengarenk bir dünyanın kurulması, ancak o yeni dille mümkün olacak.”

Son olarak kitaptan ilgimi çeken ve önemli olduğunu düşündüğüm bazı alıntıları paylaşmak isterim, iyi okumalar:

“90’lı yıllarda sessiz sedasız köklü bir paradigma değişikliği oldu. 1989’da Berlin duvarının yıkılışı ile 1991 yılında Sovyetler Birligi’nin çöküşü arasındaki süre içinde “Sosyalist İdeoloji” buharlaştı! Sovyetler Birliği’nin iflası, dünyayı “Sol’dan Modernleştirme” fikrinin de iflasıydı ve modernizmin ilk ciddi yenilgisiydi. Solcular/Sosyalistler kendilerini yeniden gözden geçirip klasik kapitalizm eleştirilerini yeni döneme göre yenilemek ve bunu, modernizmle aralarına çizgi çekerek yapmak yerine -ki ancak bu şartlar altında “”Sağdan Modernleştirme”ye bulaşmaktan kurtulabilirlerdi- kafalarını kuma gömmeyi tercih ettiler. Dünyada şimdiye dek yaşanmamış boyutlarda psikolojik bir kaçış yaşandı. Eskinin Solcuları/Sosyalistleri,’Kapitalizm’ lafını ağızlarına bile almaktan çekinir oldular. Süreç içinde hemen hepsi yelkenleri yere indirip, global kapitalizmin “ücretli entelleri” ve “sistemin saygın bireyleri olmayı kabul ettiler.

“Bugün, demode liberal/sol entellektüeller dışında hiç kimse kültürcü paradigmaya dayalı bir gelecek hayal etmemektedir. Dünyada gelişmenin yönü, kültürcü paradigmanın sonu ve onun yerine sol/marksist/sol-liberal modernizmin ipoteğinden kurtarılmış yeni bir ekonomi-politik paradigmanın ikame edilmesi yönündedir.”

“….

Ama modern toplumda insanların kimlikleri de ‘iş/çalışma’ (meslek) ile birlikte ele alındığından, özgüvenleri bile bununla alakalı olup rızıkları da kapitalist sistemin ücretli kölelik sistemine bağlandığından, meslek sahibi olmak zorunda kalan ücretli çalışanlar da tembellikten korkmaktadır. Oysa bu azimle çalışmaya devam ederlerse, 50 yıla kalmadan dünyanın iklimi çökecek, bu dünyada değil çalışmak, yaşamak bile imkansız hale gelecek.”

(Gerçekten de bir insanın isminin başına koyacak unvanı, mesleği, vs. sıfatı olmadığında zaman zaman topluma karşı kimlik sorunları ve özgüven dalgalanmaları yaşadığını gözlemleyebiliriz. Sistem hakikaten diploma, sertifika seklinde bir sıfat sahibi olmayı tüm insanların zihninde zorunlu kılmıştır.)

“‘Mal üreten çalışma’, kapitalist toplumun ana prensibidir; yani tanrısıdır. Sözün tam anlamıyla durum şöyle: Kapitalist toplum ‘çalışma’ya yapıyor ve aynı zamanda ‘çalışma’nın hükümranlığı altında bulunuyor. Bunun anlamı şu: Sermayenin değerlendirilmesi işlemi ile ‘çalışma’nın ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlı. ‘Çalışma’, kapitalizmdeki toplumsal faaliyetin insanlara dayatılan toplumsal şeklidir. Amacı mal üretmektir ve sermayenin değerlendirilmesi için bir araçtır; bu da paraya daha fazla kazandırmaya yarar. Burada; nicel, içi boş, soyut bir amaç söz konusu olduğundan, ne üretildiği hiç önemli değildir. Ekmek mi üretilmiş,makineli tüfek mi… Hiç fark etmez. Asıl mesele, o malların katılabilmeleri ve eserlerinin çil çil altına, yani paraya çevrilebilmesidir. Bu bağlamda ‘Çalışma’nın anlamı, ne işle meşgul olunduğuyla ilgili değildir. ‘Çalışma’ insanı çok özel bir faaliyet tarzına uymaya zorlar ve ‘etkin’ olmak zorunda bırakır. Bir payda altında toplayacak olursak: İnsanlar; mümkün olduğu kadar kısa sürede, mümkün olduğu kadar kısa sürede, mümkün olduğu kadar çok iş çıkarmak zorundadırlar. Çalışma temposu, rekabet yüzünden sürekli yükselir. İnsanın bireysel ihtiyaçlarına, onu tatmin eden sosyal ilişkilerine ve en önemlisi; insanın rahat edip kendini bulduğu, tembellikle geçirdiği o boş zamanlara yer kalmaz. Sırf bu nedenlerle, yeni çağın başından beri ‘boş zaman geçirmek’, Avrupa’da ayıplanan ve ‘her türlü belanın, kötülüğün başı’ sayılan bir şeydir.”

Yeşil ekonomiye kafa yormak isteyenlerin eleştirel yönlerini geliştirmesi için faydalı bir kitap olacaktır.Herkesin okumasını tavsiye ediyor, yemeklerinden dolayı Selçuk Salih Caydı’ya teşekkür ediyoruz.

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*