Doğa turizmi: Yeşili korumak mı, kapitalizmi daha şirin göstermek mi?..

Nankör insanlığın doğayı bir güzel katlettikten sonra tekrar doğaya dönme çabalarının başlaması, beraberinde doğayla barışık ve koruyan, aynı zamanda sermaye ve kapitalizm olgusuna uyum sağlayabilecek iş fikirlerini de beraberinde getirmiştir.

Daha önceki yazılarımızda da bu konuya değinmiştik. Çünkü dikkatini çekmek istediğimiz asıl nokta; yenilenebilir teknolojilerin ve doğanın merkeze alındığı bir sistemde istediği kadar yeşil ekonomi esasları uygulansın; sosyal adalet ve gelir dağılımındaki aksaklıklar, doğa katili kapitalizmin hiçbir değişikliğe uğramadan var olabilmesine sebep olacaktır.

Doğa turizminin de eleştirel bir yaklaşım göstermeden, amacını ve işleyişini “Doğa turizmi nedir?” başlıklı yazımızda genel hatlarıyla belirtmiştik.

Bu yazımızda ise doğa turizminin modern insanı yeşile ve ekolojik yaşama bir nebze olsun adapte edebilmesinden çok; turizm sektörünü doğada kalma heyecanıyla ve doğa severlikle harmanlayıp kapitalizme uyarlayan yönünden bahsedeceğiz.

Bu cümleyi okur okumaz “Ama o zaman nasıl olacak bu iş? Doğayı sevmek ve ekolojiye uyumlu bir şekilde yaşamayı öğrenmek demek, bu sisteme ait olan her şeyi terk edip en ilkel şartlara sürüklenmek mi demektir?” şeklinde bir soruyu saniyesinde kendine soran birçok okur olmuştur.

Değerli okurlar;

Tabii ki bu sorunun ve çevreye, ekolojiye dair yapılacak çalışmaların 21. yüzyılda hayatımızın gerçekleri haline gelmiş unsurlardan bağımsız olarak ele alınamayacağı kesindir. Yani eğer tüm dünyayı etkileyecek bir yola girmek istiyorsanız. Yoksa tabii ki doğada ıssız bir köşeye çekilip kendi halinizde de yaşayabilirsiniz.

Aslında bu kısa yazımızın amacı, okuyucuya soru sordurtmaya yönelik deneme yazısı niteliğinde… Örneğin doğa turizmi; çevreyle barışık ve ranta, yüksek standartlara yönelik olmadan şehir stresinden bunalan insanların doğada vakit geçirmesine yönelik var olmuş bir sektördür. Yenilenebilir enerji; tamamen temiz ve fosil yakıtların olmadığı bir elektrik üretimi sağlamaktadır fakat işleyişi tamamen bildiğimiz enerji sektörü, ilgili piyasası ve arz-talep ilişkisi dahilindedir. Keza geri dönüşümcülüğün de temel esasları aynıdır: Atık maddelerin ekonomiye geri kazandırılması sağlanır fakat tamamen kapitalist sistem ve onun yarattığı sanayi/endüstri çerçevesinde işler…

Yani değinmek istediğimiz nokta basittir sevgili okurlar: Eğer bugünkü sistem doğayla daha barışık hale getirilmek isteniyorsa, az önce saydığımız can alıcı sektörlerin bu şekilde işlemesi neredeyse zaruridir. Fakat, sizce de olayın üretim, tüketim, gelir dağılımı, sosyal yaşantı ve buna yönelik çok çeşitli alanlarda bir törpülenmeye, terbiye edilmeye ihtiyacı yok mudur? Bu sefer fikirler sizden olsun. Yorumlarınızı ve yazılarınızı esirgemeyin. Sağlıcakla kalın.

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*