Elektronik ve manyetik kirlilikten arındığım o dakikalar üzerine…

Oturduğum yer dolayısıyla sık sık su ve elektrik kesintisine maruz kalıyoruz. Burası henüz merkezi yerlerin 10-15 sene önceki hali gibi. Ama bu kesintilerden birinde çok garip, içimi hoş eden bir hissiyat çöktü içime…

İtiraf etmeliyim ki su kesintileri insanı çileden çıkarıyor bazen. Alışılmaya alışılır soru yok. Ama medeniyetten uzaklaşıp ormanın içinde, vs. yerlerde yaşadığınız zaman sağlıklı çalışan bir su şebekesi epey aradığını bir şey olacak…

Elektrik kesintileriyse bazen eğlenceli oluyor. Her türlü ışık, elektronik ve manyetik kirlilikten kurtulup doğal bir şekilde oturuyorsuuz birkaç saat de olsa… Hoş onlardan kurtulmak her zaman elimizde, ama bu da modern insanın bir bağımlılığı herhalde…

Neyse. Elektrik kesintilerinden biri tam gece 3 cıvarında oldu. Bilgisayarım açık, odamda yazılar, çizimler, yayın programları gibi şeylerle uğraşırken birden elektrik kesildi. Evdekiler yatmıştı. Yalnızdım. İşlerimin yarım kalmasına sıkılıp bir sigara içmek için cama çıktım. Bütün bölgenin elektriği kesilmişti. Gece üçte; hiçbir sokak direği ve apartman dairesinin ışığının yanmadığı, sigara ışığının birkaç kilometre mesafedeki keskin nişancı tarafından görülebileceği bir karanlık düşünün. 1 metre önünüzü zor görüyorsunuz.

Dürüst olmak gerekirse gece ışıklarına alışmış birini aynı zamanda ürküten bir manzaraydı. Hem karanlığa gösterdiğiniz iç güdüsel tepki olarak, hem de uyarıcılardan uzaklaşıp mutlak sessizlikle baş başa kalmak yönünden. Ama bu ürkütücülüğü; yıllarca birbirini görmemiş arkadaşların samimi olmadan önce birbirini yoklamaları gibi düşünebilirsiniz. Kısa sürüyor yani.

Önüm, arkam, her yer zifiri karanlık. Ama ben hayatımda öyle görsel ve ruhi bir manzara görmedim. Doğanın, gecenin karanlığının en berrak, en bozulmamış hali… En önemlisini söyleyeyim: Akşamları ışıklar, sesler, uyarıcılar eşliğinde kirli bir ortamda geçen yıllardan sonra o saflıkla 10 dakika yüzleşmek bile zihninizde bir şeylerin uyanmasına, garip bir huzurun çökmesine sebep oluyor.

Yani; kısa süreliğine de olsa, çok sık yapamadığımız o “medeniyetten uzaklaşıp kendini dinleme” zevki ayağımıza gelmiş oldu. En ufak bir ışık huzmesi dahi olmayacak şekilde hem de…

Sonra da “Ulan aynı bu ortamı daha temiz havalı, ne bileyim ormana, göle, doğaya daha yakın bir yerde, ömür boyu bu huzurla yaşadığını düşün.” gibi düşünceler geçmeye başladı aklımdan. Işıklar ve dalgalar anlamında elektronik kirliliğin de günümüzün ve geleceğin önemli sorunlarından olduğunu fark ettim.

Asla tam olarak anlatılamaz. Sadece algılanır, hissedilir. Gecenin, doğanın o saf, el değmemiş, aydınlatıcı karanlığı…

Evet; şehirde doğup büyümüş insanlar istediği kadar doğa sever olsun bence en büyük eksikliklerden biri bu. Şehirdeki çevreci faaliyetlerimi bile belli bir teknoloji, endüstri ve kirlilik dahilinde.. Eminim ki çok azımız öyle berrak bir doğada yaşama şerefine erişti. Tası tarağı toplayıp giden varsa zaten şu an yaşıyordur. Büyük ihtimalle sosyal medya aracılığıyla bunu görmezler ama saygılar diyelim yine de…

Birini daha önceden tanıyormuş gibi hissettiğinizde olan şeylere, ya da mensup olduğunuz, güvende hissettiğiniz kişilerin, mekanların arasında yaşadığınız rahatlamaya, hareketlerinizin otomatikleşmesine benziyordu. Gurbette doğup büyümüş, anavatanına dönmüş gibi… İlk defa gitseniz bile o mutlak karanlık, cömertçe size kucağını açıyor.

Doğa işte.. İstemez, sen bir adım git o on adım gelir. Tersi davranıp fazla üzerine gidersen de soyunu kurutur, ama o aynı cömertlikle yoluna devam eder. Olan sana olur..

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*