Evinizde tasarrufa yönelik en önemli hususlar

Evlerimizde yaptığımız sarfiyattan tasarruf etmek ve gereksiz tüketimi önlemek; etik ve duyarlı bir davranış olmasının yanında şehirde çevreciliğe katkıda bulunmak isteyenlerin dikkat edebileceği en önemli konulardan biridir. “Ya etik, duyarlılık, çevrecilik iyi diyorsun da bizim karnımız aç, önce onu doyuralım.” diyenlere şimdiden belirtelim: Tasarruf ettiğiniz zaman harcamalarınız azalıp birikim yapma şansı bulacak, hatta belki de fazladan nakit kazanç sağlama imkanı bulacaksınız.

Tasarrufun hayatımızdaki konumuna şöyle bir konum açtıktan sonra büyükşehirlerdeki ekolojik duyarlılığa, kapitalizmin önü alınamaz tüketim çılgınlığına karşı önemine dönersek… Evet; eğer siz de tüm doğa hayranlığınıza ve çevreciliğinize rağmen büyükşehirde ikamet etmek durumundaysanız, önce kendinizden başlayarak evinizdeki her alanda tasarruf etmek ve etrafınıza yönelik tüm teşvik edici, yönlendirici faaliyetlere katkı sağlamak en önemli çalışmalardan biri olacaktır. Kapitalizmin yarattığı kullan-at sevdasından, tüketim çılgınlığından, üzerine umarsızca doğayı katletmesinden bahsetmeye dahi gerek yok. Yani diyeceğim odur ki; ışıklı, şaşalı İstanbul’da ve çeşitli metropollerde mücadele etmemiz ve hedef almamız gereken öncelikli düşman; bütün bunları yaratan sistemdir. Bizi istemeden tüketime ortak eden bu ne idüğü belirsiz, kontrolsüz yaşantıdır. Evet, bir yenilenebilir enerji çalışması, bir atık toplama etkinliği veya organik tarım faaliyeti kadar heyecan verici olmayabilir ama büyükşehirlerde böyle son derece zararlı bir unsurun bulunduğu gerçektir arkadaşlar..

Peki nedir bu konudaki fikirlerimiz ve görüşlerimiz? İşte evlerimizde tasarruf etmek ve hatta küçük çapta üretime geçmek için herkesin gerçekleştirebileceği basit yöntemler:

1) Su kullanımını olabildiğince azaltın

“Temizliğe ve hijyene dikkat etmeye gerek yok.” gibi bir ifadede bulunmuyoruz yanlış anlamayın. Fakat bahsettiğimiz tüketim çılgınlığının ve üretime şahit olmamanın etkisiyle büyükşehirlerde su; ciddi manada israf edilen bir madde durumundadır. Oysa ki su; yaşamın ortaya çıkışından besin zincirinin sürekliliğine, bizim hayatta kalma şartlarımıza kadar en önemli unsur konumundadır.

Ev temizliği, halı yıkama, yazları serinlemek amacıyla asfalta su dökmeye kadar şehirdeki günlük yaşantımızda su israfı yaşanan anlarla doludur. Aynı şekilde özellikle gençlerimiz sağ olsun günde 2-3 kere alınan duşlarımız (yani boy abdestlerimiz), banyo ve tuvalette kullanılan sifon suyu, vs. harcamalarımız da kişisel bakım gayesiyle israfa sebep olduğumuz diğer hususlardır.

Bunlar tabii ki çeşitli çevreci tasarımlar (özellikle şifon, vs. su ihtiyacı için), su israfına ve gereksiz tüketimine yönelik bilinçlendirici çalışmalar, sokakta halı yıkama gibi külliyen israf olan uygulamalara yönelik yaptırımlar gibi önlemlerle aşağı seviyelere çekilebilir. Fakat hepsinden önce bir çevreci, ekolojist, doğa sever ya da adını siz ne koyuyorsanız; kendi bilincinizle ve iradenizle su tasarrufuna iştirak etmek, en önemli ve en kalıcı aşamadır.

2) Elektrik tüketimini mümkün olduğunca azaltmak

Aşırı elektrik tüketimi doğaya iki şekilde zarar verir: Hem daha fazla üretim ihtiyacına sebep olarak fosil yakıtların kullanım miktarını dolaylı yoldan arttırır. Hem de sebep olduğu Karbon salınımı sebebiyle sera etkisinin artmasına yol açar. Zaten yıllardır elektrik tasarrufuna yönelik oluşturulan platformların öncelikli amacı her zaman sera etkisini önlemek olmuştur.

Bu yüzden genelde elektrik kaynaklı israftan ve çevre kirliliğinden büyük işletmeler, geniş çaplı sınai ve endüstriyel kuruluşlar sorumlu tutulsa da şahsi devletimizin ve elektrik tüketimimizin de etkisi büyüktür. Hiç oradan “Buraya sıra gelene kadar bütün o fabrikalara, işletmelere, geceleri Las Vegas gibi yapılan parti ve organizasyonlara, Boğaz Köprüsündeki ışıklara baksınlar.” gibi bir savunma yapmayın. Memleketteki konut sayısını düşünürsek; fabrikaların ve kuruluşların hiç de öyle olayın tek sorumlusu olmadığı anlaşılır. Ayrıca böyle bir şey öne sürüyorsanız; siz gereksiz tüketim ve küresel ısınma konusunda hiç duyarlı değilsiniz ve topu başkasına atmaya çalışıyorsunuz demektir.

Bu bağlamda sevgili okurlar; kendini vicdanen sorumlu hisseden  veya harcamalarını azaltmak isteyen vatandaşlar olarak her şeyden önce gereksiz elektrik tüketimi yaptığımız sorunları saptayıp bu durumları gidermeye çalışalım. Açık bırakılan lambalar, bilgisayarlar, izlemediğimiz halde çalışan TV’ler, vs vs durumların hepsi buna dahildir. Onun dışında tasarruf ampulleri kullanmak, TV ve benzeri aygıtları stand by modunda bırakmamak, uzmanlarca belirtilen tasarrufa sera etkisini önlemeye yönelik diğer tavsiyeleri de olabildiğince uygulayalım. Son olarak; fosil yakıtların yeryüzünden tamamen silinip yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının geldiği o büyük günü hayal edelim, umudumuzu kesmeyelim.

3) En önemlisi; kıyafetlerimiz, nevresimlerimiz, vs. ev eşyalarınızı olabildiğince uzun vadeli düşünerek kullanın

Buna giysileriniz, ayakkabılarınız, temizlik bezleriniz, evdeki masa, sandalye, gardrop gibi eşyalarınız, vs. vs. aklınıza gelebilecek her şey dahildir. Bakın arkadaşlar; bu hususta asla kendinizi zorlayacağınız, ihtiyaçlarınızı karşılayamayacağınız durumlara sürüklenmeniz ima edilmemektedir. Yani kimse kimseye “Tasarruf etmek için kirli kıyafetlerini tekrar giy. Kırık veya tahrip olmuş masayı dolabı kullanmaya devam et.” deniyor. Fakat giyimimize ve dekorasyonumuza yönelik o kadar çok israf mevcut ki, göz ardı etmemek elde değil.

Örneğin; aldığımız çoğu kıyafet sezonluk bazda olmakta ve seneye değişen moda, kreasyonlar sebebiyle hiç kimse onları tekrar kullanmamaktadır. Bu da yetmezmiş gibi tonlarca kumaş aynen çöpe gitmektedir. Yani başkasının giyebilmesi icin herhangi bir girişimde bulunulmadığı gibi, kumaşların geri dönüşümü veya yaratıcı fikirler için kullanımı gibi bir durum da söz konusu değildir. Tekrar kullanımı, ikinci el, geri dönüşüm gibi alanlarda vatandaşın haberdar olabileceği girişimler ve teşvikler de yok, orası doğru. Fakat elimizden hiçbir şey gelmiyordu bile, eski kıyafetlerimiz temizlik bezi olarak kullanmak dahi hatırı sayılır bir tasarruftur.

Aynı şekilde; evlerde kullandığımız temel nitelikteki eşyalar, mobilyalar ve aksesuarlar da bu tüketim modasına kapılmış; kolayca kullanıp attığımız ve yerine yenisini aldığımız objeler haline gelmiştir. Bu; gözden kaçan fakat tasarrufa en çok engel olan etkenlerden biridir. Neden mi?

Şöyle bir örnek vereyim arkadaşlar: Evindeki dolap veya masa ufacık bir tahribata, çiziğe maruz kaldığı icin, hatta bunlar olmasa bile bir sene sonrasında daha farklıları piyasaya sürüldüğü için değiştiren pek çok kişiyi tanıdım. Günümüzde akıllı telefon, tablet çılgınlığına ne kadar da benziyor değil mi?

Yazıyı yazan kişi olarak size kendimden örnek verecek olursam; evdeki çalışma ortamım birkaç senedir kullandığım bir katlanır masadan, oturduğum ve uyuduğum bir kanepeden ve taa dedemden beri hala sapasağlam duran bir gardroptan ibarettir. Raf, kitaplık gibi aksesuarlar da var tabii ama mümkün olduğunca minimalizme yönelmeye çalışıyorum. Yani diyeceğim odur ki sevgili dostlar; ev eşyalarınız sizin emektarlarınızdır. Öyle ufak bir arızaya veya tahribata maruz kaldığı için tereddüt etmeden kullanıp atmak gibi bir hataya düşmeyin.

4) Kendi üzerinize düşenleri yaptıktan sonra, çevrenizi, akrabalarınızı, çocuklarınızı tasarrufa ve dikkatli tüketime teşvik edin.

Özellikle “kendi üzerinize düşeni yaptıktan sonra” diye belirttim. Çünkü yazının başında bahsettiğim açık gözlerden biri size mutlaka “Ya sen o kadar anlatıyorsun da kendin bunlara dikkat ediyor musun?” şeklinde savunmaya geçip topu üzerinden atmaya çalışacaktır. Ayrıca eğer kendinizi çevreci olarak tanımlıyorsanız, bütün bunları tavsiye veya teşvik beklemeden kendi iradenizle uygulamanız gerekir.

Diyeceğim odur ki değerli okurlar; eğer sitemizdeki pek çok kategoriden birinde aktif olarak çalışamayan, mesleği bunlardan biri olmayan şehirli bir doğa sever iseniz; dikkat etmeniz gereken en önemli husus tasarruf ve aşırı tüketimidir. Sonuç olarak ekolojik ve yeşil bir hayatı desteklediğini söylerken, bir taraftan da kapitalizmin metropol ve büyükşehir yaşantısına her detayıyla ayak uydurmak pek tutarlı bir durum olmayacaktır. Günümüzde maalesef pek çok çevreci ve doğa gönüllüsü bu konuda yanılgıya düşmektedir. Sadece teoriye ve söyleme dayalı; kapitalizme, tekelleşmeye, doğa katliamına karşı gerçek bir muhalif tavır benimsemeyip aksine onların bünyesinde asimile olmayı seçen, uygulaması ve eylemi bulunmayan bir çevrecilikle kendini kısıtlamaktadır. Yer-Su olarak düşüncemiz odur ki; bu teslimiyetçi tutum; ekolojik ve doğal yaşamın karşısındaki en büyük engellerden biridir.


Evet sevgili okurlar; bu sohbetimiz de burada sona ersin. Katilmadığınız veya eklemek istediğiniz hususları yorum kısmından gönül rahatlığıyla belirtebilir, fikirlerinizi memleketin dört bir yanındaki doğa gönüllüsüyle görüşlerinizi paylaşabilirsiniz.

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*