Grafiti nedir? Nasıl ortaya çıkmıştır?

Hani sabahları işimize giderken veya akşam dönüş yolunda bina duvarlarında, tren istasyonlarında, hatta bazen kamusal alanlarda yapılmış bazı çizimler görürüz. Anlamlı ve çok şey ifade eden resimler olduğu gibi, düzensiz ama bir o kadar şık yazılardan da oluşabilir bu figürler. Aşağıdaki gibi:

İşte değerli okurlar; grafiti denen sanat budur. Bu resimleri bazılarınız gördüğünde benim gibi “Şu resme, derin anlamına, kalitesine bak. Bunu yapan eller nasıl bir yetenektir? TV’lerde gördüğümüz onca şarlatan sanatçıyım diye geçinirken; aykırılıkları ve dışa vurumları yüzünden dışlanan bu yetenekleri nasıl tanımlamak lazım?” diye düşünür. Bazılarımız ise “Haytalara bak. Yine karalayıp içine etmişler sağın solun. Ne hakları var böyle şehir görüntüsünü bozup kamu düzenine zarar vermeye?” diye içinden söylenir. Hatta bu grafiti çalışmaları genelde geceleri yapıldığı ve sabah öylece duvarda buluverdiğimiz için; bilgisiz ve ön yargılı olanların çoğu grafiti gördüğü yerde kendini tehlikede bile hissedebilir..:) Ne diyelim; sokak sanatından tutun da sabah işe gidip akşam dönmekten başka bir şey bilmeyenlere kadar tüm toplumun birbirini tanıması ve ne istediğini anlaması öncelikli esastır. Ama bana soracak olursanız buna engel olan kesim; ikinci bahsettiğim ve onların emir aldığı daha üst kesimlerdir.

Neyse; neden grafiti ile ilgili bir yazı yazma ve ortaya çıkışını, felsefesini anlatma ihtiyacı duyduğumuza değinirsek: Daha önceki pek çok yazımızda doğanın ve çevrenin önündeki en büyük engellerden birinin, günümüzde iyice oturmuş olan büyükşehir ve metropol kültürü ve onun yarattığı doğadan, deneyimden korkan bencil insan modeli olduğunu belirtmiştik. İşte kökeni hip hop ve varoş kültürüne dayanan grafiti, kent hayatına ve dayattıklarına karşı verilmiş en anlamlı tepkilerden biridir. Bu kültürde yetişen ve düşünen, sanatsal eğilimi bulunan gençlerin her sabah o yollardan geçen insanlara, hatta kamu personeline kendini ifade etme şeklidir. Mantıklı mıdır? Kesinlikle… Aynı gençlerin kamu malına zarar verip ortalığı yıkmasından iyidir değil mi?…

Yani grafiti doğrudan çevreci ve doğa sever bir aktivite değildir evet… Fakat kent kültürünü eleştirmesi ve istenirse doğa temasının kullanılma şansının da olması dolayısıyla en iyi sanat dallarından biridir. Unutmayın; bu düzene karşı tepkinizi, bu düzeni yaratan insanların katılacağı bir sergide gostereceginiz tabloyla ifade edemezsiniz. Her gördüklerinde kendilerine ait olmayan bir şey hissedecekleri (grafiti gibi mesela) çalışmalarla bunu başarabilirsiniz.

Şimdi de grafitinin varoş ve gecekondu mahallelerinden çıkıp da dünya çapında bir sanat olarak kabul edildiği yolculuğu kısaca inceleyelim:

Grafiti tarihi ve gelişimi

Eğer grafitiye çizim, kazıma tekniği gibi yönlerden bakacak olursak tarihi 2500 yıl öncesinde mağara duvarlarına yapılan çizimlere kadar dayanmaktadır. Genelde avlanma, yemek yeme, ateş yakma gibi olayları anlatmak amacıyla çizilen bu kazimalar; insanın gördüğünü resmetme konusundaki ilk deneyimleri niteliğindedir. Tarzları da grafitinin idol olarak benimsediği gibi gelişi güzel, doğal, içten ve aykırı bir stile sahiptir.

Ama bir sanat olarak ele alacaksak; yani bugün bildiğimiz sprey boyalarla, vs. ekipmanlarla renkli renkli, cıvıl cıvıl yapılan o çalışmaları kıstas alacaksak; kökeni yarım asır kadar öncelere dayanmaktadır.

1960’ların ABD’sinde; rock’n roll ve metal müzikle beraber gelişim gösteren en önemli aykırı müzik dalları rap ve hip hop olmuştur. İşte grafiti; 1960’larda bu ABD’li hip hop’çıların otobüslere, duvarlara kazımak; sprey, vs. boyalarla duvarları boyamak gibi yaptıkları çalışmalarla ortaya çıkmıştır.

ABD’de zamanla iyice yaygınlaşan ve hip hop kültürünün kimliği konumuna gelen grafiti; zamanla diğer ülkelerdeki gruplara da sıçramış; hip hop müziğiyle paralel olarak en önemli sokak sanatlarından biri haline gelmiştir.

Bugüne bakacak olursak grafiti; elbette o 1960’lardaki aykırılığının, muhalif ve öfkeli tutumunun tamamına sahip değildir. Dünya çapında bir sanat olmasıyla beraber açılan grafiti dükkanları, kursları ve hatta yer yer üniversite bölümleri ile bu sistemin bir parçası haline gelmiştir. Dolayısıyla bugünkü konumu; 50 yıl önceki çekinilen ve varoşların kalitesiz müziğiymiş gibi görülen dönemlere göre daha daha çok kabul görmüş durumdadır.


Her ne kadar çizime ve resme dair sanatlarla aram hiç iyi olmasa da şahsen söyleyeceğim şudur ki; grafiti ve kent kültürüne eleştirel gözle bakabilecek bütün çalışmaların hak ettiği değeri bulmasını temenni ediyor ve bu içten gelmiş, doğal sanatların çevre için, doğa için de bir şeyler söylemesini diliyorum.

Evet sevgili okurlar; belki söyleyeceğimiz hariçten bir şey vardır. Belki de bizzat grafiti sanatçısısınızdır. Eklemek veya düzeltmek istediklerinizi yorumda belirtebilir, daha da güzeli yazınızı sitemizde kayıtsız şartsız yayınlayabilirsiniz.

Kent hareketlerine ve sokak sanatlarına dair sonraki yazılarımızda görüşmek üzere, hoşça kalın..

 

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*