Her şehirli doğa severin sağlığı için…

İster doğa sever olun isterseniz bu konulara ilgi duymayan bir metropol sakini olun; büyükşehirlerde maruz kaldığımız hayat şartlarının ve çalışma koşullarının her zerresinin insan sağlığına zarar; anatomimize ve evrim çizgimize aykırı bir durum olduğu şüphesizdir. Özellikle masa başı işlerde veya ağır sanayi gibi sağlıksız sektörlerde çalışanlar için yemyeşil ve huzurlu doğadan uzak kalmak, doğal ortamların tertemiz havasından uzaklarda hayatını geçirmek gibi yönlerin yanı sıra; hareketsizlik, sağlık ihmali gibi tehlikelere de yol açmaktadır. Bu da mesai saatlerinin her saniyesinin insan sağlığını olumsuz etkilemesine sebep olmaktadır.

Aralarında karşılaştırma yapmak ve dürüst olmak gerekirse ağır, beden gücü gerektiren işlerde çalışanların sağlığı, masa başında çalışan beyaz yakalılara göre daha az etkilenmekte ve vücutta hareketsizlikten, kirli havadan kaynaklanan rahatsızlıklara daha az rastlanmaktadır. Tabii burada sigara ve alkol kullanımı, iş yerinde toz, vs. yabancı madde soluma gibi faktörler de etkilidir ama genel olarak “plaza”, “metropol” gibi sıfatlarla ifade edebileceğimiz kesimlerde çalışanlar sağlık, kilo, bunlara bağlı olarak hayattan zevk alma ve motive olma gibi konularda daha çok problem yaşamaktadır.

Bütün bu gözlemlerin sonucunda ele alınması gereken kesişim noktası ve asıl sorun bellidir:

1) Büyükşehirde yaşayan ve masa başında çalışan insanlar forma girmek, vücut sağlığına dikkat etmek için gereken zamanı ve imkanı bulamıyor. Bulsa bile o vakitte bunlarla ugraşası gelmiyor.

2) Nice insanlar, kadın/erkek nice gencecik kardelenler; ömrü boyunca bir kez olsun doğada vakit geçirmeden, şehir gürültüsünden uzak kalamadan böyle lanet bir ortamda yaşlanıyor.

Birinci madde mesai saatleri, çalışma kanunları, sendika faaliyetleri gibi çok daha geniş bir alanın konusudur. Aslında ikincisi de öyle; ama en azından sağlığımızın içinde bulunduğu tehlikenin ve doğadan, ekolojik yaşamdan, temiz havadan mahrum kalmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorsanız, kendi imkanlarınız dahilinde bununla bir ölçüde baş etmeniz mümkündür.

Bu makaleyi neden mi yazıyorum. Çünkü İstanbul gibi bir metropol de doğup büyümesine rağmen yukarıdaki konulara titizlikle dikkat eden ben; şehir akışına, stresine kapıldığım kısacık bir zaman diliminden sonra sağlığımdaki, formumdaki düşüşü iliklerine kadar hissettim. Bunun üzerine bir de bu düzenin çok daha içerisinde olan, doğal ve sağlıklı yaşam konularına hiç dikkat etmemiş milyonlarca insanı düşündüm.. Sonuç: “Bir daha saçma sapan şeylerle vaktini harcayıp da doğallıktan, sağlıktan odün verenin Allah belasını versin, sigara ve alkol hariç…” şeklinde bir yemin ve sizlerle paylaşmak istediğim bu tavsiye/danışma yazısı… Yok arkadaş; bedenin beni mutlu eden, hayattan zevk almanın sağlayan en önemli mülküm, olmadan yapamıyorum..

Neyse… Eğer siz de “Aa, benim lan bu.” şeklinde bir yorumda bulunduysanız, kendi üzerimde saptadığım %100 güvenilir bu tavsiyeleri şöyle bir okumanızı tavsiye ederim:

1) Düzenli, dengeli ve katkısız beslenme

Daha önceki pek çok tartışmada ve konuşmada sürekli belirttiğim bir şey. Hele ki sabahları koşa koşa işe gidenlerin kahvaltı anlayışı beni benden alıyor. Sabahları iki poğaça veya bir tost bir çayla kahvaltı yapılmaz, bence...

Ulaşabileceğiniz bütün makalelerde yazar: Kahvaltı; günün en önemli öğünüdür. Yeni uyanmış olmanın, dinçliğin ve üzerinizde stres olmamasının etkisiyle vücut; protein ve mineral ihtiyacını en iyi o saatlerde karşılar. Bu yüzden sevgili okurlar; ne yapın edin, kahvaltınızı atlamayın. O göbekli çirkin patronunuzun hiçbir emri, hiçbir kar kaygısı sizden ve sağlığınızdan değerli değil. Çok istiyorsa kaldırsın bir taraflarını kendisi yapsın, hem sağlık kazanır biraz..

Eğer uzun bir zamanınız yoksa da içerisinde bütün protein, vitamin değerleri ve sebze, vs gıdalar bulunan pratik kahvaltılık alternatifleri tercih edebilirsiniz.

2) Tabii ki spor ve hareketli bir yaşam

Az önce bahsettiğimiz yaşam söz konusu olduğunda düzenli olarak spor yapmak ve iş dışındaki zamanımızı hareketli aktivitelerden seçmek, imkanımız dahilinde olan seçenekler arasında en çıkar yok olarak görülmektedir. Hatta şunu bile rahatlıkla iddia edebiliriz ki sevgili okurlar; metropol insanımızı sağlıksız, stresli ve mutsuz bir yaşama sürükleyen etkenler arasında hareketsiz iş temposu kadar iş saatleri dışında seçilen bu sosyal yaşantı da etkili olmaktadır.

Ya işten çıktım bugün yorgunum, şöyle bir evde yayılıp TV izleyeyim.” “Hafta sonu gelsin o zaman gideriz oraya (gidemedi).” “Hafta içi zor oluyor ya hafta sonları yapmak lazım sporu. (yapamadı)” gibi cümlelerle kendi kendimizi hapsettiğimiz; kronik yorgunluğumuz eşliğinde af edersiniz b.k çuvalı gibi yatağımıza yığıldığımız dönemler mutlaka olmuştur.

İşte; özellikle plaza, ofis tarzı mesleğe sahip olanların kendilerini daha sağlıksız hissetmelerinin altında yatan temel etken budur. Çünkü günümüz malum çalışma koşulları; maddi ve barınma yönlerinden standartları yükselen insanları psikolojik bir tükenmişliğe sürüklemektedir arkadaşlar. Maddi odaklı sorunlar elbet çözülür ama öbür türlüsünün telafisi çok zordur.

Sporun çeşidi diyorsanız; uzman olmayan, içinden geldiği gibi görüşlerini paylaşan birisi olarak diyeceğim şudur ki: En iyi spor, hareket halinde olduğunuz ve beden gücü kullanmak zorunda kaldığınız bir hayatı benimsemektir. Bunu yapamıyorsanız da kilonuza, vs. parametrelerinize göre size kondisyon, form kazandıracak bir branşı tercih edebilirsiniz. Bu doğrultuda genelde fitness, yoga, pilates gibi sporlar tercih edilir. Fakat ben; kondisyon, güç ve dinginliği aynı anda sağlayabilmesi, stres atmaya yaraması dolayısıyla dövüş sporlarını tavsiye ederim. Vücut geliştirmeyi ise kesinlikle tavsiye etmem. Zaten hareketsiz ve kondisyonsuz olacağınız için sizi daha fazla hantallaştırıp şişirecektir. Hem de protein desteği kullanılarak yapılan o vücutlar; insan anamotisinin normal gelişimine uygun olmayan, kapitalizmin dergi kapaklarına ve vitrinlerine yönelik yapay vücutlardır. Dolayısıyla kesinlikle doğal değildir. Kendinizi bir laboratuar ürününe çevirmeyin. Emin olun doğal halinizle çok daha güzel/yakışıklısınız. Duymak istediğiniz şeyleri söylemiyorum, gercekten öylesiniz.

3) İş ve kariyer diye kendinizi paralayıp gençliğinizi harcamayın

Yani bu demektir ki; psikolojik ve sosyal sağlığınız açısından hobilerinizden, becerilerinizden, hayallerinizden asla ödün vermeyin. Sakın bana “Gel de kolaysa sen vakit ayır o kadar işin arasında.” diye bir savunmada bulunmayın. Ben o bildiğiniz oturduğu yerden sistem eleştirisi yapan, elinde bulunan servetiyle asgari ücretle çalışanlar için acıma ve dua seansları düzenleyen, sözüm ona toplumsal sorunlara duyarlı entellerden değilim. Aksine, bizzat asgari ücretle çalışan kesimdenim. Bu yüzden emin olarak söyleyebilirim dostlar; biraz inat, direnme gücü, cesaret ve özgüvenle kendinizi o esaret hissinden kurtarmanız işten bile değildir.

Ayrıca bizzat bulunduysanız veya giden kişilerle konuşma fırsatı bulduysanız bilirsiniz. Gelişmiş olarak gördüğümüz neredeyse bütün ülkelerde eğitim sisteminin, bizdeki gibi not ortalaması ve teorik bilgi ezberlemeye dayalı formatla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Nitelikli eleman seçiminde kişinin lisans eğitiminden çok ilgi alanlarına, sosyal hayata uyum sağlama becerisine ve ne kadar çok yönlü olduğuna dikkat edilmektedir. Yine maddiyat ve anlamsız bir güven korkusu, yine daha yeşermeden kökü kuruyan beyinler..

4) Tabii ki doğa, doğa, doğa…

Bu madde aslında az önce saydıklarımızın tamamını ekarte edecek niteliktedir. Çünkü doğal yaşama dikkat etmek veya direkt doğada yaşamak; sağlıklı beslenebileceğiniz; hareketli, spora dayalı ve güç kullanabileceğiniz ve kariyer, CV gibi kaygılar gütmeden hobilerinizle uğraşabileceğiniz bir hayat demektir. Yani “Doğada her şeyin çözümü mevcut. Sonradan icat edilen yapay ilaçlara, reçetelere itibar etmeye gerek yok.” gibisinden cümleler yalan değil sevgili okurlar.

Zaten olaya ister insan sağlığı, ister yenilenebilir enerji, ister yeşil ekonomi, vs. vs. açıdan bakın. Hepsinde temel sorunun 21. yüzyılda daha da vahşileşip tekelleşmeye başlamış; bütün dünyaya yetecek ve artacak kaynakları kendini mavi gökyüzünden, yemyeşil doğadan ve toprak kokusundan mahrum bırakıp hapseden hastalıklı ruhlara teslim etmiş içine ettiğimin kapitalizmine dayandığını fark edeceksiniz. Yani bizleri insan doğasına uygun olmayan bir yaşama mahkum eden de; doğada normal hayatın bir parçası olan şeyleri elde etmemiz ve birtakım kurallara uymamız gerektiği algısı yaratan da, üzerine her şeyin kaynağı olan doğayı katleden de aynı sistemdir. Bir şeyleri değil, pek çok şeyi kökünden yanlış olan bu illüzyonist düzene ama yapıcı ama yıkıcı şekilde muhalif olmak; her kesimden doğa severin ortak noktası olmalıdır.


Evet sevgili okurlar. Hayatın en zor kısımlarından biri olan büyükşehirlerde psikolojik ve fiziksel olarak sağlıklı kalmak mevzusunu, internette rastlayacağınız “şunu bunu yiyin, hafta bilmem kaç kez şunu yapın.” tarzındaki standart yazılardan farklı olarak günlük hayattan örneklerle ve dostane tavsiyelerle ele almaya çalıştım. Eklemek veya düzeltmek istediklerinizi yorum kısmından belirtebilir, fikirlerinizi tüm ziyaretçilerimizle paylaşabilirsiniz. Sonraki yazılarda görüşmek üzere, sağlıcakla kalın…

 

 

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*