Kapitalizm nedir?/Alexander Buzuev – Alıntılar

Kapitalizmin 20. yüzyılda yarattığı insan hakları ihlalleri, adaletsiz bir dünya gibi durumlara özellikle dikkat çeken Buzuev’in bu faydalı eserinden bazı alıntıları sizlerle paylaşmak istedik:

“Kapitalist toplumların tümünün toplumsal yapısı neden böyle eşitsizdir ve sınıflar çelişkiler neden böyle keskin ve uzlaşmazdır?”

“Kapitalizm, feodal sistemin rahminde yeşerdikten sonra feodal toplumun sıkıntılarından doğar.

Kapitalizmin öğelerinin ilk önce feodalizmin içinde ortaya çıkması hiç de rastlantı değildi, çünkü feodalizm ve kapitalizm, her ikisi de üretim araçlarının özel mülkiyetine ve insanın insan tarafından sömürülmesine dayandıklarından, birbirlerine yabancı değillerdir.”

“Burjuvazi; bayrağına kazıdığı özgürlük, eşitlik ve kardeşlik belgileriyle erke yöneldi. Tüm insanların eşit olduğu ve hiç kimsenin kendisinin başkalarının üstünde görmeye hakkı olmadığı gerekçesiyle, kast ayrımlarını ortadan kaldırdı. Ama çok geçmeden, bu eşitliğin belgiden başka bir şey olmadığı, özgürlük ve kardeşliğin de boş sözler olarak kaldığı ortaya çıktı, çünkü, özel mülkiyetin ve insanın insan tarafından sömürülmesine devam etmesiyle yalnızca sömürünün biçiminde bir değişim olmuştu. Eski köylü serfler şimdi ücretli kölelere dönmüşlerdi. Burjuvazi, bir zamanlar kutsal görülen her etkinliği mistik havasından çıkardı ve hekimi, din adamını, şairi ve düşünürü ücret için çalışan hizmetçisine çevirdi. Aile ilişkileri bile, parasal ilişkiler çirkefine bulaştı.

….

Sömürgelerin ve deniz aşırı toprakların amansızca yağmalanması, Vandalları bile kıskandıracak gibiydi. Amerika’nın yerli nüfusu kökten yok edildi.

Kapitalist dünyada her şey (evler, toprak, atölyeler, fabrikalar, şeref, konum, mutluluk, vicdan, insan bedeni ve insan ruhu) satın alınabilir ve satılabilir.”

Yer-su yorumu:

(Yeni dünyanın keşfiyle beraber feodal beylere rakip olan burjuvaların, zamanında aileden soylu olmadıkları için zayıf konumda olmaları; aristokratları saf dışı bıraktıktan sonra tutum ve davranış yönünden bir zamanlar rekabet halinde oldukları soyluların aynen yerini aldıkları düşünüldüğünde, dünyadaki bütün düşüncelerin ve yönelimlerin aslında bir nevi evrimsel güç mücadelesinden ibaret olduğu anlaşılmaktadır.)

“Marx, Kapital’de aşağıdaki tuhaf örneği verir. Bir İngiliz imalatçısı, Robert Peel, Avustralya’da dükkan açmaya karar verir. Dolayısıyla; makinelerini ve hammaddelerini rıhtımdan gemiye yükler ve kendisiyle birlikte, kendisi için çalışacakları umuduyla, çocukları da aralarında bulunan binlerce erkek ve kadını alır ve bir servet yapma umuduyla yola çıkar. Ama Avustralya’da kötü bir durumla karşılaşır: Uşakları bile onu terk eder, çünkü işçiler hayvancılık ve çiftçilikle uğraşmayı yeğ tutarlar, zira o sırada Avustralya’da herkese yetecek kadar boş toprak vardır. Ve böylece, Peel’in servet kazanmaya ilişkin aç gözlü planları bir sabun köpüğü gibi söner gider.

Öyleyse, kişisel açıdan bağımsız bir işçi ücretli çalışan bir proleter durumuna gelecekse, onun üretim araçlarından ve ayrıca geçim araçlarından yoksun olması gerekir.”

Tarih; kapitalizmin periyodik biçimde yinelenen bunalımlar ve çöküşler olmadan gelişemeyeceğini göstermektedir. Bir ekonomik bunalımla bir başkası arasındaki dönem endüstriyel döngü olarak bilinir ve bu, klasik biçimiyle, dört evreden oluşur: Bunalım, çöküş, canlanma ve salınım.

Bunalım; endüstriyel döngünün öyle bir evresidir ki burada, Kapitalist yeniden üretimin çelişkileri en sert ve en yıkıcı biçimde ortaya çıkar: Büyük meta kitlelerine istem yoktur, işletmeler yıkılmakta ve kapanmaktadır. Üretim geriler, işsizlerin sayısı artar, ücretler duser, vb. Bunalım fırtınası daha zayıf ve daha küçük sermayeleri silip süpürür ve kendilerini değişen piyasa koşullarına uydurabilen daha güçlü ve daha donanımlı işletmeler için pazar açılır. Emekçi kitleleri, ilk planda da işçi sınıfı bunalımın en kötü etkilerini çekmek zorundadır. Milyonlarca işçi kendini işsiz bulur ve yoksulluğa mahkum olur; çalışmaya devam edenler ise daha yoğun sömürüye maruz kalır.

Bunalım evresi yerini yavaş yavaş çöküşe bırakır. Bu sırada, üretimde başka bir daralma olmaz. Ama ekonomi bir durgunluk döneminde kalmaya devam eder. İşsizlik ve ücretler; yaklaşık bunalım evresindekiyle aynı kalır. Zamanla meta stokları erir ve tacirler, sanayiye sipariş vermeye başlarlar. Böylece döngünün bir sonraki evresine, canlanma evresine doğru yönelimin ön koşulları yaratılır.

Canlanmada; ayakta kalmayı başarmış olan işletmeler makinelerini ve obur üretim tesislerini modernleştirmeye ve giderek, çıkıntı genişletmeye baslarlar. Çıktı oylumu, bunalımdan önceki düzeye yaklaşır ve sonra da onu aşar.

Kapitalist sanayi bunalım öncesi doruğun üstüne çıkarken, ekonomi bir sonraki döngü evresine, salınıma girer; bu evrede kapitalistler, bir kez daha üretimi güçlendirir ve daha fazla malla piyasaya dalarlar. Efektif istemin büyümesini giderek asma eğilimi gösteren fiyat artışları, üretimin büyümesini daha da kamçılar. Daha fazla mal raflarda birikir, ama gereken müşteri de olmaz, fazla üretimin gizli gizli oluştuğu evre budur. Kapitalist ekonomi yeniden bir bunalıma doğru girerken, ekonomik sistem içinde gizli bir kargaşa gelişir. Böylece bütün döngü yinelenir.”

Burjuvazinin elinde çok büyük kaynaklar toplanır: Söz gelimi İngiltere’de, nüfusun yüzde 1’i ülkedeki kişisel mülkiyetin %25’ine, %5’i de mülkiyetin %50’sine ve Birleşik Amerika’da da, en zengin %1’lik grup ulusal zenginliğin üçte birine sahiptir.”

Aydinların daha büyük bir bölümü, en başta mühendis ve teknisyenler olmak üzere, kapitalistlerin ücretli işçisi durumundadır.”

“Gelişmiş kapitalist ülkelerde geniş biçimde onaylanan kimi kuramlar, işçi sınıfının esasında ‘ortadan kaybolduğunu’ ileri sürmektedir. Başlıca argüman ise, ücretli ve aylıklı işçiler arasında mühendislerin, bilim adamlarının, hizmet işçilerinin ve yönetici personelin sayısındaki belirgin artıştır. Gerçekte bu, ücretli işçiler sınıfının yok olması anlamına gelmiyor; yalnızca, kendi iş güçlerini kapitalistlere satan kişilerin sayısında bir artış olduğu anlamına geliyor. Proletarya şimdi genişlemiş olan bir kavramdır.

Modern proletarya, yalnızca sanayide ve tarımdaki işçileri değil, bunun yanı sıra, kapitalistler için çalışan sıradan aylıklı mühendis ve teknisyenler kitlesini de içermektedir. Onlar da kendi iş güçlerini kapitalistlere satıyorlar ve artı değer üretiyorlar. Ücretli ve aylıklı işçiler, alt ve orta tabakadan büro personelini ve ticaret erbabını da içeriyor. Öyleyse; modern işçi sınıfı, daha karmaşık yapısı ve daha geniş toplumsal tabanıyla, -ortadan kaybolmak- bir yana, yalnızca aralıksız geliştiğini kanıtlayan çok katmanlı bir toplumsal organizmadır.”

“Tekel, bir sanayide, piyasaya egemen bir konumda olacak, fiyatları buyuracak, egemenliğini daha yüksek yani tekelci karlar biçiminde gerçekleştirecek ölçüde büyük bir çıktı payının denetimine sahip, büyük bir kapitalist şirket ya da şirketler topluluğudur.

Tekeller, ekonomik yöntemlerin yanısıra, işletmelerin kundaklanması ve havaya uçurulması, en çetin rakiplerin öldürülmesi için gangsterler kiralanması, rüşvet ve benzeri başka kirli oyunlar gibi, kaba şiddete de sık sık başvururlar.”

“Uluslararası tekel nedir? Bunlar, bütün bölgeler ya da bütün Kapitalist ekonomi ölçeğinde işlev gören başlıca tekellerdir. Bir tekel; kapitalist dünyanın bölüşülmesi ve yeniden bölüşülmesinde yer alarak, sermaye dış satımı yaparak, uluslararası kartel anlaşmaları imzalayarak ve başka biçimlerde dışa yayılmaya başvurarak, uluslararası bir tekel durumuna gelir.

Hiçbir ulusal tekel kendi yayılmacı özlemlerini iç pazarla sınırlamadığı için, her ulusal tekel, potansiyel olarak, uluslararası bir tekeldir; gelişiminin belli bir aşamasını da ülke sınırları ötesine geçer ve salt ulusal olmaktan çıkar.”

“Emperyalist güçler, 1876’dan 1914’e kadar yaklaşık 25 milyon kilometrekareye yabancı toprak işgal ettiler.

Tekeller bilim ve teknolojinin gelişimine ciddi bir engeldir. Onlar; yeni madenlerin ve teknolojinin ekonomik gücün temeli olduğunu iyi biliyorlar,o nedenle de, güncel ve potansiyel rakiplerinin bunlara ulaşamaması için çabalıyorlar. Dahası, teknik buluşlara ulaşmayı sınırlandırmaya çalışıyorlar.”

“Emperyalist ülkelerde seçim tuzakları,-özgür seçim- yanılgısını yaratmak için düşünülmüştür: demagoji ve yalanlar geniş ölçüde ve ustaca kullanılır. Erkeklerin elindeki kitle iletişim araçlarıyla kamuoyu yönlendirilir, seçim kampanyası boyunca bir sirk atmosferi yaratılır. Bu arada seçimlerde yer almak isteyen ilerici, demokratik partilerin ve örgütlerin ve örgütlerin önüne çeşitli engeller çıkarılır ve onlara karşı şiddetli bir yalan ve iftira kampanyası açılır.”

Uluslararötesi şirketlerin yurtdışına gidip, sermayelerini oralara yatırmasının kuşkusuz başka nedenleri de vardır. Dış pazarlar elde etme, kendi fonlarından pek az harcayıp, yerel fonlardan ödünç alarak deniz aşırı yatırımlar yapma, uluslararası çapta yüksek teknoloji işlemleri yürütme, başkalarının teknik yeniliklerini elde etme ve geniş bir pazarlama ağı kurarak, dış ticaretinin gelişmesini kolaylaştırma da söz konusudur. UÖŞ’lerin dış şubeleri, onların mallarının gümrükleri ve başka engelleri aşma aracı olan bir Truva atıdır.”

Son alıntı da akıllara zarar bir skandal hikayesi olsun:

Uluslarötesi şirketlerin çıkarları ile kapitalist ülkeler nüfusunun çoğunluğunun çıkarları arasındaki çatışma, tekeller karları uğruna insan yaşamını ve bedelini kurban etmeye hazır oldukları zaman, özellikle keskin biçimde ortaya çıkar.

Amerikan Firestone Şirketi bir ve aynı fikri vurgulayan şöyle reklam sporları veriyordu: En iyi ve en güvenilir lastikleri biz yaparız. Hafif radyal 500 lastiğinin yetkinliğini doruğu ve herkes için ideal lastik olduğu yolunda, olası müşterilere güvence veren bu ticari dümenler, kapitalist dünyanın her yerinde sahnelendi.

Birkaç yıl içinde, safdil müşteriler yaklaşık bir milyon Firestone lastiği satın almışlardı ve böyle düzenbaz ilanlar iş dünyasında bir ayrılık(istisna) olmamakla birlikte, 500 lastiği skandalı uluslararası boyutlar aldı. Bu lastiklerin binlerce araba kazasına neden olduğu ortaya çıktı ve tekel, bu skandalı kamuoyundan gizlemeye çalıştı. Ne var ki bunu başaramadı ve birçok ulkede, araba kazaları basında yer aldı. Yalnız ABD mahkemeleri, 500 lastiğiyle ilgili 250 büyük davaya tanık oldu. ABD Oto Güvenlik Merkezi, Firestone’un kendi ilan formlarının bir bölümünü, daha fazla kalite denetimi için ayırması gerektiğini ima ettiğinde, tekel, lastikleri yarı fiyatına kitlesel ölçüde satmaya girişti. Bu lastiklerin satışı Birleşik Amerika’da yasaklandığı zaman tekel, bunları kelepir fiyatlarla Batı Avrupa’da ve gelişmekte olan ülkelerde satmaya başladı.

 

 

 

 

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*