Kış geldi soğuk geldi, doğa aşkım depreşti…

İstanbul’un taşından toprağından ikliminden midir bilinmez, kış mevsiminde insanda daha bir yaşama sevinci uyandıran, yeşil isyanı şaha kaldıran, doğayla baş başa kalmasını isteyen bir şey var burada. Öyle değil mi gerçekten? Buranın yazları bunaltıcıdır. Tatil yapmıyorsanız ve zengin değilseniz hayat enerjinizi emer. O betonlar, o iş merkezleri, AVM’ler apartmanlar arasında tüm ihtişamıyla yeryüzüne ulaşan güneş, geri yansır. Rüzgar girip girip size kendiniz ulaştıracak bir kovuk bulamaz. Bedeninizde ter bezlerinin yoğun olduğu bölgelerde muazzam bir üretim başlamıştır. Sonuç olarak ülkeyi terk etme isteğiniz yeniden canlanır.

Ama kış mevsimi öyle değil. Mesela şimdi soğuklar geldiğinden beri dışarıda daha çok vakit geçirmek istiyorum. Doğada yalnız kalmak, kampçılıktan yürüyüşe, trekkinge kadar, aklınıza ne gelirse… Rant sebebiyle doğaya karşı yapılan ne varsa karşı koymak, gücüm varım yoğum neyse katkıda bulunmak, gündüzleri bunlarla uğraşıp akşamları doğanın göbeğinde olan barınağımda belki tek belki dostlarımla bira kapaklarını açmak ve yudumlamak istiyorum. Sıcakların geçmesi ve hayat kavgasının sakinleştiği şu günlerde sabit kalmanın bir anlamı olmadığını, dünyada tecrübe edilecek kilometrekarelerce alan ve bunların hepsinde yaşayan farklı dillerin, farklı kültürleri olduğunu hatırlıyorum. Bu doğrultuda çalışıyorum da.. Ama biliyorsunuz insanın zihni, istekleri ve hayal gücüyle elindeki imkanlar hiçbir zaman aynı orantılı değildir. Ya faydalı ve birçok şey yapmak istersiniz ve elinizde hiçbir şey yoktur, ya da elinizde her şey vardır ama insanların hayatını mahvetmeye hiçe sayan saçma sapan şeylerle, rantla, adam kayırmayla, onla bunla uğraşırsınız. En temizi orta sınıf galiba ama onlar da aman yatırımlarıma zarar gelmesin de pek bir burjuvazi, pek bir çekingen pek bir korkak oluyor caanım…:) Sözüm meclisten dışarı tabii. Bu yazıyı bir ofis çalışanı okursa üzerine alınmadan neleri kast ettiğimi anlamıştır.

Kış mevsiminin bir de nasıl desem; böyle ruhani, mistik, gizemli bir yönü de var sevgili dostlar. İnsan dışarı çıkıp ne bileyim ormanlık alan olsun, deniz kenarı olsun yalnız başına dolaşsın. Uzaklara baka baka gözünü dinlendirsin. Hafif ürpertici havanın da etkisiyle beynin derinliklerinde sanki üç boyuta ve bu dünyaya ait olmayan bir şeyler, bazı sezgiler uyanıyor. Bunlar dünyevi düşüncelerden kaynaklı dışavurumlar değil, çok sorguladım ama onlardan kaynaklanmıyor.

Demek istediğim ruh hali o kadar kelimelere sığmaz ki ancak böyle anlatabiliyorum. Hayatı, doğayla, çevrenizdeki insanlarla, evrenle her zaman bir etkileşim içerisinde olduğunuzu, bizim görmediğimiz boyutlarda her zaman bir alışverişin ve etki-tepki prensibinin var olduğunu hissetmek. Doğayla, bedeninizle ve çevrenizle bütünleşmek...

Biraz bu yüzden, biraz da hayatı kolaylaştırmasından ötürü soğuk havayı çok severim. Eğer yurt dışına taşınırsam Türkiye’den daha soğuk bir yer olacağı kesin. Ama buranın soğuk havası böyle tatlı gelirken Norveç’in Kanada’nın soğuğu anamızı bellemesin sonra af edersiniz..:) Ama gidip görmeden bilemezsiniz değil mi?

Ha tabii bu kadar edebiyatını yaptık ama soğuk havanın fakirliği ve yoksulluğu daha fazla hissettiren bir yönü de var. İşte kışın depreşen isteklerimden biri de bu. Dünya üzerinde hiç kimse için kış mevsimi, artan masraflar, artan ihtiyaçlar anlamına gelmesin. Herkes bu ruhani yönünün farkına varacak kadar bile olsa, bir gıdım bile olsa daha yüksek standartlarda yaşasın istiyorum. Bunu da onları daha fazla çalışmaya teşvik edip demagoji yapmak yerine ihtiyacından fazlasını elinde tutup sonra “Bana ne bunlar benim varlığım, benim suçum mu?” diye köşesine çekilen parazit zenginlerden alarak yapmak istiyorum.

İşte böyle sevgili dostlar… Benim yeşil isyanım sosyal adaletten, ruhani düşüncelerden ve sosyo-ekonomik fırsat eşitsizliğinden bağımsız bir şekilde gelişemiyor. Sizler de lütfen düşüncelerinizi belirtmekten çekinmeyin, burada şizofrene bağlamayayım.

 

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*