Şehirde büyüyüp doğaya kaçmak isteyenlere yönelik “yapamazsın” algısı…

İnternette ne çok hikaye mevcut değil mi?… Şehirde, hatta şehrin de şehrinde; olabilecek en doğasız, en stresli ve en kapitalist bir ortamda büyüyüp de canına tak eden ve “Yeter artık, ben buradaki pılımı pırtımı toplayıp kendimi doğanın kollarına bırakıyorum. Medeniyetten ve teknolojiden bağımsız olarak vahşi doğanın derinliklerinde yaşayacağım. Islak ve nemli topraklarda ellerimi kirletip, tertemiz pınarlarda yıkayacak, kana kana içeceğim” diye hayallerini gerçekleştiren bir sürü insan vardır. Bazıları doğrudan hiçbir sosyal mesaj, yenilik, vs. kaygısı olmaksızın bulduğu izbe mekanlarda veya kendileri inşaa ettikleri karavanlarda, kulübelerde yaşarlar. Bunlardan bazılarının haberlerde reklamlarını görürüz. Ki insanlarda büyükşehir yaşamının yanlış giden yönleri hakkında bir bilinç uyandırır. Benzer düşüncelerde olan insanlara cesaret verir.

Bazılarını ise bilemeyiz bile… Kim bilir, belki izleri bulunup haber olma teklifi alan fakat bunu keyfini bozmamak için geri çeviren de çok kişi olmuş olabilir. Bunlardan birçoğunun şu anda vahşi doğada yaşamakta olduğuna ve doya doya keyfini sürdüğüne eminim.

Bu hardcore’cuların yanı sıra biraz daha yumuşatılmış, yani daha iyi şartlarda, karavan, seyahat ve pek çok hususta konforlu koşullarda doğanın tadını çıkaran kişiler de mevcuttur. Kimdir bunlar? İnternette bloglarını gördüğümüz gezginler, sponsor bularak, belgesel çekimi yaparak veya herhangi bir iş amacıyla sürekli seyahat halinde olanlar, vs. vs.

İkisi arasındaki başlıca farkları söylemek gerekirse; aslında ikincisi tam olarak sert doğa koşullarına maruz kalmak değildir. O daha çok günümüz bilim ve teknolojisinin nimetlerinden yararlanarak doğayla barışık bir şekilde yaşamayı esas almaktadır. Günümüzdeki yeşil mimariye ve sürdürülebilirliğe dair olan proje ve yapılar da buna dahil edilebilir. Birincisi ise adeta primativizmi veya Into the Wild’ın Alexander Supertrumpını andırırcasına tamamen kişisel zevke ve hayat görüşüne dayanan bir kararın sonucudur. Sonuç itibarıyla daha çevre dostu ve daha yenilenebilir hayata yönelik net bir katkı yoktur. Ne araştırma ne de eylem ve kamuoyu adına.. Gerçi çevreci doğa severler genellikle öbür dünya inancı ile bu dünyayı cehenneme çeviren tiplerden degildir. Hayatta yüzyıllar alabilecek ideolojileri ve fikirleri pek umursamazlar, orası tercih meselesi..

Bu yazıda değinmek istediğim konu ise daha çok şehir hayatında doğup büyümüş insanların doğaya çekilme merakına karşı “Var git yoluna, sen öğrenmemişsin, o şartlarda büyümemişsin, yapamazsın.” şeklindeki ön yargılarla cevap verilmesi.

Bunun sebeplerini gerçekten çok merak etmişimdir. Tıpkı ilk sigara veya ilk manita çabalarında olan bir ılık görünümlü liseliye muhallebi, pısırık gibisinden muameleler yapılması gibidir bu durum. Ya da “Bu işi aileden biliyorsanız yapabilirsiniz. Yoksa zor.” gibi klişe cümleler kurulması gibi.. Ailece o işi yapan ailenin ilk üyesi o işe nasıl başladıysa artık?…

Neyse… Aslında demek istediğim, çevrenin bizlere yaptığı motivasyon düşürücü ve muhalif yorumlardan ziyade kendi kendimize bile bunlara inanıyor olmamızla ilgili… “Oğlum senin aklın yok mu? Karaktersiz misin sen?” diyesi geliyor insanın ama karakterlerimiz de birbirine karışmış, girdap olmuş da şehirde kaybolmuş be gülüm…

İnanır mısınız hayatında şimdiye kadar değil bowling, vs. eğlence mekanlarını gezmeyi; hiç bilardo bile oynamamış birisi olarak geçen gün arkadaşlarıma “Ben hiç oynamadım. Öğretin o zaman.” dedim. Tabii bunlar da hiç bozuntuya vermeden gösterdiler şöyle böyle diye.. Ne var ki bilardoda?…Sonra elime sopayı aldım, o anı anlatmak imkansızdı. Adeta 9 göbek önceden kodlarıma işlenmişçesine, Allah sizi inandırsın bir sokuyorum bir sokuyorum topları… “Acaba bilardoyu daha genç yaşlarda öğrensem ne olacaktım kim bilir?” diye düşünmeden edemedim.

Ya da günümüzde pek çok mesleği ancak 25 yaş ve sonrasında icra etme fırsatı bulan; uzun bir akademik süreçten sonra iş dünyasına girme fırsatı bulan kişilere ne demeli?… Siz hiç aileden gelen bir cerrah, bir bilmem ne idaresi ve yönetimi gibi saçma sapan s.kim sonik kurumsal makamlara dair bir seçim gördünüz mü? İnsanın bunları sonradan sıfırdan öğrenerek uygulanabileceğini normal karşılaması fakat bir doğaya çekilme, doğada kalma gibi durum söz konusu olduğunda kendini doğadan soyut, aciz ve içine dalarsa hayatta kalamayacak gibi hissetmesinin sebebi nedir hala anlamış değilim..


Evet sevgili okurlar… Sizler ne düşünüyorsunuz bu konuda… Özellikle “daha önce doğaya pek çok kaçış yapmış” kişilerin yorumları çok daha aydınlatıcı ve bilgilendirici olacaktır. Lütfen her konuda herkesin her şeyi bildiği boş kahvehane muhabbeti yapmayalım..

Kusura bakmayın bu yazıyı biraz hassas periyotlarımda yazdım. Çünkü Otis Abi sayfasında iki sayıdır çıplak kadın ve sevişme karesi yok. Biraz bilardo oynayacağım.

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*