Tamamen sürdürülebilir bir şehir kurmak mümkün müdür?

Merhaba sevgili yer-su okurları…

Bu yazıda yeşil endüstriye ve ekolojik yaklaşımın diğer kollarına dair genel bilgiler vermek yerine yeşili ve çevreyi hayatının amacı olarak benimsemiş kişilerin en büyük hayallerinden birini tartışmak istiyorum: Ekolojik ve sürdürülebilir “şehirler”… Bir beyin fırtınası kıvamında ilerleyeceğiz anlayacağınız..

Öncelikle dikkatinizi çekerim, şehir kelimesini tırnak içine aldım. Çünkü mevzubahis yerleşim yeri; bugün çok başarılı çalışmalar ortaya çıkaran eko-köyler veya bireysel çevreci tepkiler gibi değildir. Aksine; günümüzün İstanbul’unu, o kadarı mümkün olmasa da Anadolu’daki birçok orta halli şehrimizi ölçek alan, fakat tamamen yenilenebilir enerjiyle, geri dönüştürülmüş materyallerle ve akıllı mimariyle hayatına devam eden bir “büyükşehir” resmi çizen bir düşüncedir.

Evet evet… Bugünkü bilgi seviyesi, siyasi-politik sebepler, yenilenebilir kaynaklara yapılan yatırımlar, ödenen maliyetler hesaba katıldığında böyle bir şeyin imkânsız olduğunu ben de biliyorum. Hadi bunların hepsi sihirli değnek değmiş gibi çözülse bile geri dönüştürülmüş betonlarla sıfırdan binalar inşa etmek, günlük hayatımızda kullandığımız bütün her şeyi geri dönüşümden elde etmek, geri dönüşüm endüstrisinin bugünkü teknolojisi göz önüne alındığında mümkün gözükmemektedir.

O zaman böyle bir yazıyı niye yazıyoruz? Birincisi, buradaki amaç güçlü ve zayıf yönleri tespit etmeye yarayacak bir analizden başka bir şey değildir. İkincisi; bugün böyle bir şeyin gerçekleşmesinde apaçık ortada olan imkânsızlık; tıpkı Güneş Sistemini ortaya atan Kopernik’in, Yer Çekimi Kanununu keşfeden Newton’un, Evrim Teorisini ortaya atan Darwin’in ya da ilk uçağı icat eden Wright kardeşlerin yaşadığı gibi, var olan bilgi seviyesinin söz konusu buluşların algılanmasına ve sindirilmesine olanak sağlayacak seviyede olmamasından ve çekince yaratmasından kaynaklanmaktadır.

Ama burada biraz inception yaparsak; 21. yüzyılda sahip olduğumuz bilgi seviyesi; çığır açacak olayların bize neden yabancı ve garip geldiğini anlayabileceğimiz seviyededir. Yani bugün elimizde bulunan teknik donanıma göre ℅100 sürdürülebilir bir şehrin kurulmasının mümkün olmadığını akılcı bir yaklaşımla görebiliriz. Fakat tarihe şöyle bir göz atarak bütün bunların zamanla aşılacak, bilgi eksikliğinden kaynaklanan eksiklikler olduğunu da aynı akılcı yaklaşımla sağlayabiliriz. Nasıl olacağını şu an bilmiyor olabiliriz, ama bir gün mutlaka olacağını biliyoruz. Kuru bir hayalle değil, dünyanın ileride mecburen yöneteceği akımlara ve teknolojilere dair yapılan tahminlerle..

Aklıma Agora filminden bir sahne geldi. Bir öğrencisinin dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğüne dair teoriyi çürütmek için ortaya attığı gerekçelere Hypatia şöyle cevap vermişti: “Söylediklerinin mutlaka bir açıklamasının olduğunu biliyorum. Ama şu an nasıl cevaplanacağını bilmiyorum.” Çok güzel bir film, tavsiye ederim.

1) Bütün şehrin enerji ihtiyacını yenilenebilir kaynaklardan sağlamak

Böyle bir şeyin gerçekleştiğini düşünsenize… Sonrası için hiçbir engel kalmaz değil mi? Orta halli bir şehrin yenilenebilir enerji kaynaklarıyla sürdürülebilmesi demek, dünyada geri kalan milyonlarca benzer veya daha küçük yerleşimlerin de aynı şekilde yaşayabilmesi demektir. Ayrıca İstanbul’u geçin; New York, Londra, Hong Kong gibi pek çok yerin de yenilenebilir enerjiye sıcak bakması gerektiğini kanıtlayacak niteliktedir.

Peki ne kadarı mümkündür, ne kadarı “şimdilik” hayaldir? Öncelikle şunu belirtelim; yenilenebilir enerji, diğer yeşil sektörlere göre hayalleri gerçeğe dönüştürmeye en çok yaklaşan seçenektir. Güneş, rüzgar, biyokütle ve benzeri birçok alternatife yapılan yatırımlarla bu konuda yapılan ar-ge çalışmaları sayesinde yenilenebilir enerji kaynaklarının maliyeti ve birim maliyetten elde edilebilecek verim her geçen yıl artmaktadır. Zaten Türkiye’nin ve dünyanın en büyükleri arasında bulunan birçok holding imparatorluğunun yenilenebilir enerji kaynaklarına yoğun yatırımlar yapması bunun kanıtı niteliğindedir. Belki burada üç beş ekolojist blog yazarına güvenmezsiniz ama elin holding sahibi hiçbir yatırımı boşuna yapmaz sevgili okurlar…

Yakın zamanda gerçekleşen somut örneklerden en güzeli de şüphesiz Almanya’da güneş enerjisi yardımıyla ihtiyaç fazlası elektriğin üretilebilmesi ve kısa bir süreliğine elektrik bedavaya dağıtılmasıdır. Yenilenebilir enerjinin önünün sonuna kadar açık olduğunun bundan güzel kanıtı var mı? Ayrıca bu rekor öncesinde gerek Almanya’nın, gerekse birçok uygar Batı Avrupa ve Amerika’nın, İskandinav ülkelerinin enerji üretimlerinin önemli bir yüzdesinin yenilenebilir kaynaklardan elde ediliyor olması da yıllardır var olan birer kanıt niteliğindeydi.

Sonuç olarak yenilenebilir enerji kaynakları; çok çok yakın zamanda orta nüfuslu yerleşim birimlerinin bile enerji ihtiyacını karşılayabilecektir. Fakat diğer sektörlerle koordine çalışması gereken kısımlarda öbürlerinin henüz bu seviyeye gelmiş olmamasından dolayı sorunlar çıkmaktadır.

2) Bütün yapı, araç-gereç, aksesuar, vs. ihtiyaçları geri dönüşüm yoluyla sağlamak

Söyleyince kulağa biraz garip geliyor olabilir. Yani kağıtlar, plastikler, camlar, kumaşlar ve daha pek çok materyal geri dönüşüme sokulup tekrar ekonomiye katılır evet. Ama pek çoğumuzun aklından “Kardeşim her şeyi geri dönüştürülmüş malzemelerle yapıp pinti gibi mi yaşayalım? Hem bunlar nasıl sıfır üretimler kadar kaliteli olabilecek? Bugünkü araç gereçlerin sağladığı imkanları nasıl sağlayabilecek?” gibi sorular geçebilir. Geri dönüşüm hakkında en çok gelen soruların başında bunlar var.

Buna verilecek cevapların en iyisi kısım kısımdır. Şöyle ki; her şeyi geri dönüştürülmüş malzemelerden elde etmenin, inşaatından iç dekorasyonuna kadar koca şehri sonsuz bir sürdürülebilirliğe sokmanın cimrilikle de pintilikle de ya da zevksizlikle de alakası yoktur. Bu; yaklaşık 200 yıl boyunca kapitalizmin ve onun yarattığı hologram dünyanın bize bulaştırdığı bir illetten başka bir şey değildir. Daha çok kazanıyorsanız daha kaliteli TV’ler, koltuklar, hala aynı sayıda özelliğini kullanacağınız halde daha pahalı akıllı telefonlar almalısınız ki insanlar az çok ne kadar kazandığınızı tahmin edebilsin. Ona göre sizin güçlü olduğunuzu bilsin. Ha; bir de tabii ki eskilerini işe yaramaz deyip çöpe fırlatmanız gerekli.. Bildiğimiz evrim anlayışından başka bir şey değil yani… Alfalığınızı ıspatlıyorsunuz. Eğer bu düşünce tarzından ve çemberden çıkmaya çalışırsanız söz konusu zihniyetin ne kadar saçma olduğunu kendiniz de fark edeceksiniz.

“Ama siz de haklısınız, bunları önce kendiniz kabullenip sonra başkalarıyla paylaşana kadar kendinizi nasıl güvene alacaksınız? Nasıl güvenli bir gelecek inşa edeceksiniz?” diyeceğimi sanıyorsunuz değil mi? Ama bu; ayrı bir tartışma konusudur. Şimdilik daha fazla dallanma yaratmayalım.

İkinci kısma gelirsek; geri dönüşüm endüstrisinin bugün başlıktaki hayali şehri besleyebilecek kadar sağlam malzemeler üretme kabiliyeti, kalitesinin niteliği ve tüketime yetişebileceği ıspatlanamamıştır. Odaklanılması gereken sorun da ilk kısım değil, budur. Eğer tüm materyaller dahil olmak üzere geri dönüşüm kolları yenilenebilir enerjinin geldiği konum gibi geliştirilirse insanlar için böyle bir mazeret sunma imkanı kalmayacak; geri dönüştürülmüş malzemeler tüm saygınlığı ve otoritesiyle piyasalardaki yerini alacaktır.

3) Sürdürülebilir mimariyi bütün şehre adapte etmek ve yapıları buna göre inşa etmek mümkün müdür?

Öncelikle yeşil mimari kategorimize göz atarsanız; mimaride sürdürülebilirliğin ve çevre dostu unsurların tasarım anlayışına, amacına göre epey değişiklik gösterdiğini fark edeceksinizdir. Tek cümleyle açıklamak gerekirse; bir yeşil mimari çalışması, kendi enerjisini kendi üreten bir evden de oluşabilir, geri dönüştürülmüş malzemelerden yapılmış 1-2 kişilik yerleşim de olabilir, atıklardan yapılmış sanat ağırlıklı çalışmalar veya kendini sistemden tamamen soyutlamak isteyenlerin oluşturduğu bir ekolojik köy de olabilir.

Dolayısıyla; hayali şehrimizde sürdürülebilir mimarinin olabilmesi için yenilenebilir enerji ve geri dönüşüm, üzerinde düşünülmesi gereken başlıca unsurlardır. Bunlardan yenilenebilir enerji; ilk başlıkta açıkladığımız gibi biraz azmedilirse gayet de uygulanacak bir durumdadır. Fakat yine 2. başlıkta açıkladığımız gibi; geri dönüşüm kullanılarak bir şehir inşa etmek; bugünkü teknolojiyle imkansızdır. Bu iki unsurun koordine olabilmesi sonrasında binalarda yeşilliklerin bulunması, bahçelere ve benzeri yeşil alanlara ağırlık verilmesi gibi detaylar nasıl olsa halledilir.

Ayrıca; benim ve eminim sizin de aklınızdan şöyle bir düşünce geçiyor: “Hayali şehrimiz bugünkü büyükşehir-metropol anlayışına göre olmak zorunda mı? Gerçekten de milyonlarca kilometrekare toprağı boş bırakıp milyonlarca kişinin yığıldığı metropollere tıkılıp kalmak zorunda mıyız? Yerleşimi biraz daha eşit ve herhangi bir bölgeye yük binmeyecek şekilde dağıtmak mümkün olamaz mı?

Evet; bizce de sevgili okurlar bu hem ekoloji hem de eski sağlığına kavuşmuş bir insanoğlu için en mantıklı ve bir o kadar da ütopik bir seçenektir. Neden mi? Bu da sonraki başlıkla ilgili:

4) Yeşil şehrin ve ekolojik şehir anlayışının topluma iletilmesi. Yani halkla ilişkiler, yani propaganda..

Yeşil ekonomi ve sosyal adalet yazımızda da bu konuyu ele almıştık.

Bu kısım teknolojiden çok siyaset bilimiyle ve insan ilişkileriyle alakalı kısımdır. Siz de biliyorsunuz ki siyaset ve kitle kontrolü gerektiren bir yerde mutlaka tahmin edilenden çok daha düşük bir verim, gerçekleşmesi bebek işiyken uygulanamayan onlarca proje ve bürokratik koltuk savaşları uğruna üzerinde çalışılmamış sonsuz sayıda araştırma vardır. Ama bir yandan da bu kısım, her ne kadar işimize gelmese de kesinlikle inkar edemeyeceğimiz en önemli aşamalardan biridir.

Bir şehre komple yenilenebilir enerji sağlayabilirsiniz. Biraz daha ilgi ve araştırma fonu ile geri dönüşüm sanayisinin inanılmaz bir şekilde ilerlemesini sağlayabilirsiniz. Fakat gerek bugünkü şehir anlayışına yapacağınız “ekolojik güncelleme“, gerekse sıfırdan yaratacağınız yeni bir stilde insan her zaman sorun olacaktır. Çünkü kitleler için konuştuğumuz zaman insanlar; şu anda devam eden yaşantılarını, kurdukları gelecek planlarını, vs. hayalleri apaçık bir garanti olmadığı sürece riske atmak, daha hafif ifadeyle değiştirmek istemezler. Aynı zamanda bu durum; ekolojik anlayışa karşı olanların sahip olduğu en güçlü silah olacaktır. Bu konuya sürdürülebilir ekonomiye gönül verenlerin başucu kitabı olması gereken “Yeşil Ekonomi-Küçülmek Güzeldir“de de değinilmiştir: “Siyaset ve politika desteği olmadan yeşil ekonominin uygulanabilmesi imkansızdır.

Yani bu yazıyı okumakta olan geleceğin yeşil şehrinin kurucusu; yapılacak bütün temiz niyetli ve gayet somut çalışmalar esnasında en az araştırma-geliştirme kadar önem verilmesi gereken alan; sağlıklı insan ilişkileri ve fikirlerini kitleye sunma becerisi olacaktır. Aksi halde ya insanlar seni anlamayıp kendi yaşantılarını riske atmak istemezler; ya da maddi çıkarlar uğruna çevreci fikirlerine karşı olanların propagandasının kurbanı olup bilmeden karşına geçerler.


Bütün bunlardan sonra da yazıyı tarih boyunca ortaya çıkmış her yeni yaşam tarzını incelerken sorduğumuz soruyu sorarak bitirebiliriz: Hem teknolojik, hem endüstriyel hem de sosyal anlamda gelecekte gerçekleşmesi mecburi olan bu ekolojik-çevreci anlayışı; içinde sosyal adalet de bulunmakla beraber insanların şu anki yaşantısına, yani sisteme adapte edip uzun bir sürece mi yaymak gerekir? (Böyle olursa yeşil ekonomi-sosyal adalet kısmı biraz sıkıntı yaşayabilir) Yoksa bir avuç deli ve kafadan rahatsızın direkt olarak hayallerindeki stille yaşamaya başlayıp bunun aslında daha iyi ve daha sağlıklı bir seçenek olduğunu insanlara ıspatlayıp kelebek etkisi mi yaratması gerekir?

Yorumlarınızı esirgemeyin; maksat beyin fırtınası…

 

 

 

 

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*