Yeni fikirlerin, eylemlerin vakti gelmedi mi?

Şu an yaşadığım sorun arada sırada başıma geliyor. Aklımdan cümleler, kilometrelerce hızla geçen, bir türlü yakalayamayıp sıralamaya koyamadığım o düşünce huzmeleri haleleri sonucunda bir şeyler karalayayım diyorum. İç güdülerim bana “Evet; artık ne oyun, ne iki kadeh, ne seks ne masturbasyon kesmiyor. Bu, yazmanı gerektiren bir şey.” diye söylüyor. Yılların tecrübesi sonucu oturdu böyle bir biyolojik saat..🙂

Ama tam kağıdı kalemi elime alıp yazmaya başlayacağım sırada hepsi kesiliveriyor. Nereden ne şekilde başlasam? Ne yapsam? “Neyin var?” “Yok bir şey ya daldım öyle..” klişesini önümdeki kağıda bile yapıyorum. Ya da kendi kendimin gerçekçiliğine engel olamıyorum. Cümleleri en içten geldiğince, en saçma salak haliyle sıralayamıyorum. O ilham anı, algıların açıldığı o an gidiveriyor. Belki de bir sanat akımı mensubu olacak şekilde şiirler, hikayeler yazmamamdan kaynaklanıyor olabilir. Şimdiye kadar genelde ya bildirimler, ya manifesto tarzı motive edici şeyler ya da sizi kılıç tüfek aratacak epik şiirler yazmışımdır. Aşk şiiri mi? Baya yazdım, öyle böyle değil… Ama iç güdülerim bana 5 yılı aşkın bir süredir öyle bir şiir yazdırmadı. Hiç kimsenin gözlerini, kaşlarını, saçlarını şiirlere, yazılara döktürecek kadar coşkunluk hissetmedi. Hayat akıp gidiyor, falan filan işte.. Liseli miyiz biz?

Bunu ciddiye alan ne kadar çok insan var değil mi?..🙂 Ruh hallerini, iç dünyalarını o kadar çok merak ediyorum ki; bazen hayatın güzelliklerine karşı duyarsızlıklarının sebebini öğrenmek, bu robotsuluklarını incelemek için yıllardır çektiğim telegramı kullanasım geliyor. Oysa bilmiyorsunuz ki; uğrunda 20’li ve 30’lu yaşlarınızı harcadığınız çoğu şeyin o kadar da değerli olmadığını fark ettiğinizde hayatı o bozunmaya başlamış bedeninize rağmen yaşanır kılanlar, size o liselinin yaptırdığı, hissettirdiği şeyler olacak. Eh, her ne kadar fikirler ve kültürler evrim geçirse de tohumumuzun ekildiği zihniyet yine de her şeyin kökenini oluşturuyor:
Kalbini orada sakla. Dünyanın koşuşturmasına, kirine, pasına karşı kozmik oda gibi koru. Gönlün pas tutmasın. Davan; yani hayatta kendine amaç edindiğin şey için uğraş. Adaletsizlik karşısında üçün beşin hesabını yapma. Çingenelerden öğrendiğin bütün çirkeflik ve burjuvaziden öğrendiğin bütün sıkıcı bürokrasiyle birlikte avazın çıktığı kadar bağır. Tıpkı Eski Türkler, İrlandalılar, Keltler ve Kazaklarda olduğu gibi; yiğitlik ve toplumseverlik prim yapsın. 2017’ye geldiğimizde kaybettiğiniz pek çok durum olsa da geceleri rahat uyuyorsunuz. Bu hafifliği dünyadaki hiçbir yükseklik karşılayamaz. Zaten pek o tarz bir insan da değilim. Arada saflığım tutar yani.. Kafamda 40 tilki döndürmeye çalışsam mutlaka kuyruğu birbirine değenler olur.

Dini konulardaki görüşlerim bugünkü halini alıncaya kadar okuduğum pek çok hadisi, pek çok kıssadan hisseyi unuttum. Ama taa 9-10 yaşlarımda bir dükkanın duvarında asılı olan bir hadis hala aklımda: “Zulme ses çıkarmayan, en az zulmü işleyen kadar suçludur.” (Hz.Ali) Orjinalini tam yazamadıysam kusura bakmayın. Ama Müslüman insanlar bu sözü unutalı yüzyıllar oluyor zaten. Sorun yok yani…
Evet; sonuç olarak kafama takılan, yazıp çizmek istediğim şey buydu ya… Bu seferlik coşkulu bir yazı yerine aforizma çıktı napalım… Hangi zorbayı indiriyoruz? Bir an önce ne zaman kazancımızı arttırıyoruz da sağda solda dayısı olmayan öğrencilere burs veriyoruz? Ne zaman en iyi şartlarda bedava eğitimler, aktiviteler verilecek yerler açıyoruz? Bütün bunları yeni bir şeyler inşa ederek mi yapıyoruz? Yoksa bir şeyleri kapatıp darmadığın ederek mi yapıyoruz? Bir anlık durgunluktan sebep yılların hızlıca geçmesini, bir an önce bunların gerçekleşmesini istedim. Ama hayat çok güzel. Bu yaşlarımı kimselere kolay kolay satmam.

Sahi ya; sizin de canınız sıkılmıyor mu? İçinizde hem bir şeyler inşa etmek isteyen, hem de çektiklerinizin acısını Moğol orduları gibi yakıp yıkarak çıkarmak isteyen dürtü uyanmıyor mu? Lise yıllarında ilke kez okuduğunuz ve içinizi kıpır kıpır eden dava kitapları gibi… Ama seferki çok daha gerçek ve basit. Hayatın ta kendisi: Ekmek sorunu…

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*