Yer-Su inancı nedir?

Merhaba sevgili yer-su okurları;

Sitemiz yayın hayatına başladığından beri çevre, ekoloji ve doğa çerçevesinde yazdığımız yazılar yüzünden bir türlü isim olarak seçtiğimiz Yer-Su ve bunun yanında bilinmesi gereken mitolojik kavramlara giriş yapamadık. Yer-Su adı Eski Türk inancından gelmektedir malum. Bir diğer ismiyle Türk mitolojisi. Yeryüzündeki her inancın eninde sonunda mitoloji olduğunu düşünürsek bu ismi de kullanabiliriz. Giriş yazımızda ise kelimelerin bilinçaltına yönelik etkilerinden kaçınmak amacıyla “Türk Mitolojisi” seçeneğini tercih ediyoruz. Eski Türk inancı şeklinde ısrar edersek zamanla Eski Türk dinine mensup olmaya varan çarpıtmalara maruz kalabiliriz. Hassas bir ülkede yaşıyoruz…:)

Efendim ilk önce “Yer-Su nedir?” sorusuna cevap verelim, bilen bilmeyen herkesin aklına kolayca girecek şekilde. Yer-Su; Türk Mitolojisinde doğada bulunduğuna, doğa unsurlarını koruduğuna ve doğa olaylarını düzenlediklerine inanılan kutsal ruhlara verilen genel bir isimdir. Bu isimden hareketle atalarımızın sahip olduğu inanç kültü “Yer-Su inancı” olarak adlandırılmış ve böyle bir kültür süregelmiştir. Eski Türk tarihinin meraklısı olanlar bu konuyu mutlaka ayrıntılı olarak biliyorlardır. Aramızdaki bilgili arkadaşlara da yazı dizimize yaptıkları katkılardan dolayı teşekkürü borç biliriz.

İlginizi çekebilir: Yer-su inancı ve Eski Türk dinine giriş

Yer-Su inancı ve doğa

İlk yazımızda Yer-Su inancının doğayla alakalı olan kısmına değinmek istedik. Eski Türklerin doğaya ne kadar saygılı olduğuna, çevrecilik ve doğa severlerin bizler için binlerce yıl öncesinde gelen bir gelenek olduğuna dikkat çekmek için.

Her kaynakta ortak olan kısımlardan açıklama yapacak olursak Yer-Su inancı genel hatlarıyla şu şekildedir:

Doğada hemen bütün yeryüzü şekillerine, doğaya, dağa, toprağa, ormana, hatta bazı kutsal kayalara, vs. cisimlere ait ruhlar bulunur. İşte Yer-Su’nun ta kendisi olan bu ruhlar; Ötüken’de bulunan Toprak Ana’ya bağlıdır. Özellikle doğanın korunması ve doğa olaylarının düzenlenmesinde son derece aktif olan Yer-Su ruhları, yaşamın dengesinde önemli rol oynarlar.

Eski Türkler de Yer-Su’ya hak ettikleri saygıyı gösterir, doğada iken buna göre hareket ederlerdi. Mesela ormanlarda mümkün olduğunca sessiz hareket eder, hatta gereksiz yere tek bir ağaç dalı bile kırmazlardı. Yine aynı şekilde dağ, orman, taş, toprak, yani yaşamın özünü oluşturan her şeye bir kutsallıkla yaklaşılırdı ve onlara zarar verecek en ufak bir teşebbüste dahi bulunulmazdı. İnsanlar ihtiyaçları sebebiyle doğadan bir şey temin ederlerse bunun Yer-Su sayesinde olduğunu bilirler, Yer-Su’ya her zaman şükürlerini sunarlardı. Ondan aynı zamanda çekindikleri için israftan ve doğada gereksiz tüketimden kesinlikle kaçınırlardı.

Ötüken’de Toprak Ana’nın bu ruhların başı olması da anlaşılabilir. Yaşamın topraktan doğduğunu gözlemleyen Eski Türkler; hayatın orijini olarak toprağa diğer doğa unsurlarından daha yüce bir anlam yüklemişlerdir.

“Yer-Su ruhları kaç tanedir?” diye bir soru soracak olursak bunun tek bir cevabı yoktur. Çünkü birbirine yakın coğrafyada farklı Türk boyları arasındaki inançlar bile farklılaşabilmekteydi. E tabi tarihçilerin işi de zorlaşmaktadır böyle olunca.. Ama Orman Ruhları, Dağ Ruhları, Su Ruhları ve Ev Ruhları aralarında en önemli sayılanlardandı ve onlara saygıda asla kusur etmezlerdi.

Yer-Su inancı ve günümüz çevrecilik anlayışı

Binlerce yıl öncesinde, yani kısaca bilinmeyen çağlardan Talas Savaşı’na kadar olan dönem boyunca atalarımız yaşamın kaynağı ve kutsallık barındıran unsur olarak doğayı tanımış, doğayı sevmişlerdir. Türk mitolojisinde doğa çok önemli bir yere sahiptir, insanların günlük yaşantılarından dini törenlerine kadar her yerde bu kutsiyeti görmek mümkündür.

Bunu da okuyun: Yer-Su inancının niteliği ve kapsamı üzerine

Günümüzdeki çevrecilik, doğa severlik, kısmen de ekolojistliğe baktığımız zaman daha bilimsel çerçevede olmak kaydıyla binlerce yıl öncesinde var olan Yer-Su yaşantısından hiçbir fark mevcut değildir. Tabii ki bugünkü çevreciler ve doğa severler olarak hiç kimse doğaya kutsal ve dini bir anlam eklemez. Ama bilimsel metod dahilinde herkes yaşamın kökeninin doğa olduğunu ve doğadan ihtiyacımızdan fazlasının alınmaması gerektiğini bilir. Doğaya saygısızlık etmese bile doğayı umursamayan tüketim çılgını bir hayatı tercih etmek, yukarıdaki camialara mensup insanların kesinlikle tercih edeceği bir şey değildir.

Sonuç: Herhangi bir ayrıcalık belirtmek için söylemiyoruz ama bizlerin doğaseverliği ve çevreciliği öğrenmek, bu bilinci kazanmak için sonradan yeni bir şey öğrenmemiz gerekli değildir. Bizzat atalarımız tarafından yazılmış genetik kodlarla bizlerin davranışlarına iç güdüsel olarak yerleşmiştir ve bilinçaltımızda mevcuttur. Ayrıca; çevreyi ve ekolojiyi önemsemek yabancılardan gelen bir düşünce de değildir. Her gördüğünüz çevreci aktivist yabancı devletlerin ajanı değildir, lütfen… Tarihe saygısı olduğunu ve geleneklerini korumak zorunda olduğunu söyleyenlerin bir de Yer-Su inancı ve Türk mitolojisi açısından düşünmeleri, çevreciliği, ekolojistliğin atalarımızın izinden gitmenin en önemli gerekliliklerinden biri olduğunu bilmelidir.

Bu vizyonumuzdan hakkımızda kısmında da bahsetmiştik sevgili okurlar, dilerseniz tıklayarak o yazımızı da okuyabilirsiniz. Gelecek yazılarımızda Yer-Su inancından devam ederek Türk mitolojisine güzel bir yolculuk yapacağız. Şimdilik hoşça kalın..

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*