Yer-su inancı ve Türk dininin gelişimi

Türk oymakları gittikçe birleşerek küçük il, orta il, büyük il ve en büyük il evrelerinden geçtiği gibi, Türk dini de bütün bunlara paralel olarak küçük doğacılık, orta doğacılık, büyük doğacılık ve en büyük doğacılık evrelerinden geçmiştir. Türk dininin bu gelişimi yataydır. Bir de dikey gelişimi vardır ki ödüllendirme tanrıları olan yukarıdaki göğün tanrıları ile cezalandırma tanrıları olan yeraltı göğünün tanrılarının karşı karşıya gelmesiyle gelişmiştir.

NOT: “İl” kelimesi Eski Türkçe’de devlet anlamında olup, Türk devletini ifade etmek için kullanılmaktadır. Küçük İl, Büyük İl gibi tabirler ise erken çağlarda oymaklar halinde yaşayan Türk boylarının zamanla siyasi birlikler gerçekleştirerek daha büyük devlet haline geldiği dönemleri ifade etmektedir.

DÖRTLÜ SİMGELERİN TÜRK DİNİNDEKİ ROLÜ

Doğaya ve tabiat güçlerine ayrı bir önem veren, doğaya zarar vermeyi günahların en büyüğü sayan Eski Türkler; dini içeriklerinde dörtlü bir sisteme sahiplerdi. Bu; Yer-su’yu kaplamakla beraber her mevsimin, her yönün, her hayvanın, her rengin ve yıl içinde yaşamı etkileyen her şeyin kuzey, güney, batı, doğu olmak üzere dört farklı yöne dağıtılmasıyla oluşturulan bir inanç sistemiydi.

Dört Yönün Totemizmle İlişkisi: Dört yönün ilkin totemleri olduğu anlaşılıyor. Edouard Chavannes’in yapıtlarındaki bir kısa fıkra bize, dört yönün ve merkezin totemlerini bildiriyor: “Göğün oğlu (Türkler) ilkbaharın üç ayında koyun, yazın üç ayında horoz, yılın ortasında öküz, sonbaharın üç ayında köpek, kışın üç ayında domuz eti yer.

Dört Mevsim ve Dört Yön: Türklerin dinine göre doğunun mevsimi ilkbahar, güneyinki yaz, batınınki sonbahar, kuzeyinki kıştır. (Dört mevsim totemlerinin hava şartlarına göre konduğu aşikardır. Kuzeyden gelen soğuk hava insanlarda kuzeyle soğuğu, güneydeki sıcak hava güney ile sıcağı pekiştirmiştir. Bu da zamanla Türk kabilelerinin inançlarına yansımıştır.)

Dört renk ve Dört Yön: Doğunun rengi gök, güneyinki kızıl, batınınki beyaz, kuzeyinki kara’dır.

Türklerin dört farklı yöne atadıkları renkler yine kutsiyetleriyle ve çeşitli doğa olaylarıyla yakından ilişkilidir. Örneğin Türkler; her zaman doğuyu kutsal bellemişler, kurdukları seferlerde doğuyu başkent yapmışlar ve her zaman doğudaki yerleşimlerini yüceltmişlerdir. Gök rengi ise Yer-su ve Gök Tanrı inancının bir getirisi olarak kutsal renktir. Doğunun sancağı Gök renklidir. Aynı şekilde güneyin mevsiminin yaz olması gibi sıcak kumu çağrıştıran kızılın da güneyin rengi olması, kuzeyden gelen soğuk havanın hayatlarına kara kış getirmesi sebebiyle kuzey renginin siyah olması da Yer-Su inancının şekillendiği dönemde etkili olmuştur.

Ayrıca; Türklerin dört yöne atadığı dört renklerden kalan bir mirası hala kullanırız: Denizlerimizin isimleri…

Türkler Anadolu’ya göç ettiği sıralarda Doğu ve Orta Anadolu, Ortadoğu ile İran’ı kapsayan bir coğrafyada yaşıyorlardı. Buraya geldiklerinde karşılaştıkları denizlere kendi isimlerini vermişlerdi ve artık öyle anılıyorlardı. Buna göre; kuzeylerinde bulunan deniz Karadeniz, batıdaki deniz Akdeniz, güneydeki deniz Kızıldeniz olmak üzere Türklerde Anadolu’ya göç sırasında dahi yaşayan Yer-Su geleneğinden kalan küçük bir hatıradır..:)

Dört Hakanın Adları: Göğün dört tanrısal hakanı da aynı isimlerle anılır. Buna göre; doğudaki hakan (kağan) Gök Han, güneydeki kağan Kızıl Han, batıdaki Ak Han, kuzeydeki Kara Han’dır.

Gelecek yazılarda Eski Türk dinini ve Yer-Su inancını, Eski Türklerdeki doğa kavramını daha ayrıntılı olarak inceleyeceğiz. O vakte kadar şu geçmiş yazılarımıza da göz atabilirsiniz:

NOT: Yapılan araştırmalarda kaynak olarak Ziya Gökalp – Türk Uygarlığı Tarihi eserinden yararlanılmıştır.

 

 

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*