Yeşil ekonomi ve sosyal adalet

Bilinçli ve sorumluluk sahibi pek çok akademisyen tarafından cazipliği sürekli hatırlatılan yeşil ekonominin en can alıcı noktalarından birine geldik: Fakirliğin azaltılıp sosyal adaletin sağlanması, devletler ve bir devletin sınırları dahilindeki sosyo-ekonomik uçurumların mümkün olduğunca küçültülmesi.

Bugüne kadarki yazılarda yeşil ekonomiyi daha çok sürdürülebilirliğe; enerjide, üretimde ve mimaride yenilenebilirliğe dair yönleriyle ele almıştık. Bir diğer deyişle ekonominin parasal değere ve üretime dayanan klasik yönleriyle.. Sürdürülebilir ekonominin yenilenebilir enerji, geri dönüşüm, doğa turizmi gibi konularla ilişkisini incelediğimiz yazılarımıza “yeşil ekonomi” kategorisine göz atarak ulaşabilirsiniz.

Fakat yeşil ekonominin kalkınmaya ve gelişmeye yönelik bütün bu savlarının yanında hiçbir bugün işlemekte olan hiçbir kalkınma modelinin ya da sistemin değinmediği çok önemli konularda da belirttiği birçok husus vardır. Zaten bu hususlar yeşil ekonomi denen olgunun ortaya çıkmasının ve yarım asra yakın bir süre içerisinde daha fazla çevre tarafından kabul görmesinin başlıca sebebidir. Öyle ya; içinde bulunduğumuz sistem hem sosyal hem ekonomik adalet yönünden bugünkü malum durumlara sebep olmasa; gelir dağılımı, hak ve hürriyetler konusunda olması gereken durumda olsa neden modern kapitalizmi iyileştirmeye, ıslah etmeye yönelik yeni görüşlere ihtiyaç duyulsun ki?

Evet; özetlemek gerekirse yeşil ekonomi, fosil yakıtların tonlarla bile ölçülemeyecek derecede tüketilmesine ve yeşil alanların umarsızca katline sebep olan takım elbiseli-plaza zihniyetine ve bunun yarattığı “aşırı gelir uçurumu, tekelleşme” gibi olgulara tepki olarak doğan; zamanla bu tepkiyi sistematik ve uygulanabilir bir çerçeveye oturtan iktisadi-sosyal görüştür.

Bir yanlış anlaşılmaya sebep vermeden kişisel görüşümü belirtirsem: Burada “adalet, daha adil, haklıdan yana” gibi sıfatların vurgulanması ayrıca önem taşımaktadır. Çünkü “adalet”le doğada var olmayan ve hiçbir zaman gerçekleşmemiş olan “eşitlik” kavramı birbiriyle aynı anlamda kullanıldığı ve ikisinden birini seçmenin diğeriyle aynı anlama geldiği düşünüldüğü sürece “daha adil bir sistem” gibi dileklerle başlayan yolculuk çok yanlış yerlere sapabilir. Bunun üzerine adaletin nasıl ve kimler tarafından sağlanacağı gibi bin bir sorunun cevaplanması gerekecektir fakat bu yazımızda onlara hiç kafa yormayacağız.

Yeşil ekonominin sosyal adaletsizlik ve gelir dengesizliği ile son derece ilgili bir iktisadi görüş olduğuna dair yukarıdaki tanımdan sonra bunları ne şekilde yansıttığına, genel hatlarıyla ne tarz hamleler önerdiğine değinirsek, bundan yaklaşık 40 yıl öncesine göz atmamız gerekir:

Uluslararası arenada çevre sorunları ve sürdürülebilir kalkınma seçenekleri ilk kez 1972’de toplanan Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) vesilesiyle ele alınmıştır. Bu programda alınan kararlar neticesinde üye ülkelerin gelecekte artarak devam etmesi muhtemel çevre sorunlarına duyarlı olmak ve daha yaşanabilir bir dünya yaratmak adına yenilenebilir enerjinin, üretim yöntemlerinin ve teknolojilerin teşviği, fakirliğin azaltılması, çeşitli reformlar ve sosyal sorumluluk projeleriyle sosyo-ekonomik uçurumların giderilmesi gibi konularda iştirak etmeleri istenmiştir. 2016 yılına geldiğimizde bu amaçlara ne kadar ulaşıldığı ya da ne kadarının uygulandığı yoruma açık bir konudur. Karar sizin…

Yeşil ekonominin daha kapsamlı tanımına ve tarihi sürecine göz atmak isterseniz “yeşil ekonomi nedir?” yazımıza göz atabilir ya da incelemesini yaptığımız “Yeşil Ekonomi-Küçülmek Güzeldir” kitabını okuyabilirsiniz.

Tanımlar ve tarihi veriler sonrasında varılabilecek en kapsamlı yargılardan biri şudur: “Yeşil ekonomi; sadece enerjide ve üretimde sürekliliği, tüketmeden üretebilmeyi; her tarafın yemyeşil doğa olduğu bir dünya hayalini yansıtmak değildir. Günümüzde halen devam eden sosyal adaletsizliklere, gelir dağılımındaki haksızlıklara, vs. fırsat eşitsizliğine karşı elden geldiğince mücadele etmek; sürdürülebilir ekonominin ta kendisidir.” En basitinden düşünürsek; insanlar deminden beri ele aldığımız konularda düşünmeye, dünyanın geleceğine kafa yormaya vakit bulamayacak kadar fakir olurlarsa yenilenebilir unsurların olması gereken hızda gelişmesi mümkün değildir. Aynı şekilde bu gelişimin sınırlı bir kitlenin elinde kalması veya üretim kapasitesinin aynı şekilde kontrol edilmeye devam edilmesi de yeşil ekonomiyi uygulamak değil; bugünkü vahşi kapitalizmi yanına “yeşil, sürdürülebilir” gibi sıfatlar ekleyerek adaletsizliği unutturup şirinleştirmekten başka bir şey olmayacaktır.


Yeşil ekonominin sosyal adaletle ilişkisi konusunda kabataslak görüşlerim bu yöndedir sevgili okurlar. Peki sizin bu konuda söyleyecekleriniz nelerdir? Aşağıdan yorum yapabilir veya en güzeli sitemize araştırmacı-yazar olarak katılabilirsiniz.

Gelecek yazılarda görüşmek üzere, sağlıcakla kalın…

 

 

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*