Yeşil ekonominin siyaset ve politikadaki yeri

Merhaba sevgili yer-su okurları;

Uzunca bir süredir kendimizi ülkedeki çevreci haberlere, yenilenebilir sektörlerde yapılan projelere, yeniliklere vermişken bir fikir yazısıyla bu yoğun gündeme ara vermek istedik: Yeşil ekonominin, sürdürülebilirliğin politikadaki yeri, siyasi arenada temsil edilmesi üzerine siz okuyuculara da yorum payı bırakacak bir deneme yazalım dedik.. Daha önce yeşil ekonomi ve yenilenebilir enerji, yeşil ekonomi ve sosyal adalet, yeşil ekonomi ve geri dönüşümcülük gibi pek çok alt başlıkta fikirlerimizi paylaşmıştık. Linklere tıklayarak ve kategoriden diğer yazılara ulaşarak hepsini okuyabilirsiniz.

İtiraf etmem gerekirse bu yazıyı biraz ön yargılı olarak yazıyorum. Çünkü; her zaman için fikirlere, vizyonlara ve bunlar doğrultusunda gerçekleştirilen somut, elle tutulur adımlara odaklanan birisi olarak siyaseti kendimi bildim bileli sevmemişimdir. Belki içeriğinde çok fazla laf kalabalığı ve demagoji bulunmasından dolayıdır. Belki de ülkemizde siyaseti mesleği siyaset bilimi üzerine olanlar haricinde herkesin yapıyor olmasındandır bilemem. Ama Türkiyede gördüğüm tek bir gerçek var o da siyaset; bir fikri ileri taşımakta, halkı doğruluğuna ikna etmekte pek başarılı olamıyor. Geçen günlerde başbakanımız da söylemişti zaten: “Gelişim dediğin üretimle olur.”

Fakat kişisel görüşlerimiz bir yana politika da hayatın bir gerçeği. Yani eğer bir ekonomik doktrininiz varsa, bazı hassas noktaları temel alıp bu yönde ülke stratejisi belirlemek istiyorsanız siyaset sizin önemli bir ayağınız olmalı. Çünkü desteklediğiniz siyasi parti; sizin halka açılan yüzünüzdür. Tıpkı uluslararası ilişkilerde Dış İşleri Bakanlığının ve diplomatların sizi temsil etmesi gibi; halka, hizmet bekleyen insanlara karşı da sizi politika temsil eder. İnsanların hepsi yazdığınız binlerce sayfayı, yaptığınız milyonluk yatırımları veya üretimleri takip etmez. Hatta acı bir gerçeği söyleyeyim: Bunları çok az bir kısmı takip eder. İnsanların büyük çoğunluğu onların seveceği siyasi-politik bir yüz, sürekli motivasyonlarını sabit tutacak, hitabet yeteneğine sahip bir konuşmacı, bir başkan bekler.

Bu durumda çevrecilik, doğaseverlik ve yeşil ekonomi, eko-sosyalizm gibi iktisadi modeller baz alınarak yapılacak bir çalışmanın siyasetteki rolü de elbet önemli olacaktır.

Peki bu durum Türkiye’de nasıl olur? Mesela; dünyadaki diğer yeşil oluşumları incelediğimiz zaman hepsinin belli başlı ortak yönleri vardır: Çevrecilik, kirli teknolojileri bertaraf etmek, yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarının kullanımını arttırmak; en önemlisi de bunu sosyal adaleti sağlayacak şekilde hizmete sunmak. Yani ekolojistlikle sosyal devlet anlayışının bir araya getirildiği ekonomik görüşler. O bir iki kelime farklılığıyla birbirinden ayrı olduğu söylenen sıkıcı terimleri kullanmayı sevmiyorum. Yeşiller gibisinden isimlere sahip olan oluşumlar genelde bu çizgidedir.

Türkiye’de ise sorun şu ki: Yeşili ve doğayı merkez alan; sonraki görüşlerini bunlara öncelik vererek şekillendiren bir kuruluş, bir oluşum yok… Ne demek istiyorum? Gerçek şu ki; Türkiye’de çevreciliği destekleyen, ekolojist yaşamı benimsemiş ve bunu kamuoyuyla paylaşmak isteyen oluşumların çıkış noktası genelde solun, sosyalizmin, komünizmin, hatta sosyalist-komünist adı altında faşistlik yapan oluşumlardır. Yani bu topluluklar genelde çevreyi ve ekolojiyi “Evet bizim sosyal adalet, demokrasi görüşlerimizi destekler niteliktedir. Bunları da gündemimize alabiliriz.” şeklindedir. Dolayısıyla Yeşiller benzeri bir oluşum ve çevreciliği merkez alarak o pergeli çizecek bir uzmanlaşma yoktur. Asıl olması gereken şunun gibi bir şey değil midir? “Bizler sadece 21. yüzyıl kapitalizminin doğaya ve insana zarar verdiğini biliyoruz. Bunu engelleyerek ekolojiyi koruyan, insanı doğaya geri döndüren bir hayat istiyoruz. Dolayısıyla yine vahşi kapitalizmin sebep olduğu sosyal adaletsizliği, hak-hukuk yoksunluğunu (özellikle sit alanlarının ve doğal kaynakların ranta açılması sebebiyle) ve doğaya, eko-sosyal dengeye kast edecek her türlü çifte standardı da karşımıza alıyoruz.”

Yani yarın bir gün Türkiye’de siyasi arenada temsil edilmesi halinde neler olur, insanlar ne tepki gösterir bunun analizini yapamam ama şu anda gerçek olan bir şey varsa doğa, ekoloji ve yeşil ekonomi, yan ürün olarak değil, merkez olarak doğa, ekoloji ve yeşil ekonomi; Türkiye’de kendisini temsil edecek siyasi, politik ve “toplumsal” etkenlerden yoksundur. Sosyal adaleti ve metropol hayatına karşı doğayla barışık yaşamı belki de diğer tüm doktrinlerde daha iyi temsil edecek olan bu hayat görüşleri; birçok siyasi kanadın elinde oradan oraya sürüklenip tam bir doldur-boşalt düzeniyle adeta harcanmaktadır.

Yazı için herhangi bir ön hazırlık, bir araştırma yapmadım. Bugüne kadarki doğa, ekoloji, siyaset ve politika ile ilgili genel birikimimle doğaçlama bir yorum yaptım. Sizler de aynı doğaçlamayla ve aynı rahatlıkla görüşlerinizi tereddüt etmeden paylaşabilir; ekolojik ve sosyal iktsat, bunun siyasi arenadaki yüzü gibi konularda bir beyin fırtınası yaratabilirsiniz.

Hadi; hayat sadece çalışmak değildir. Biraz da hayallerinizdeki dünya üzerine kafa yorun..:)

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*