Yeşil yeşil hayaller, ışıl ışıl metropoller

Merhabalar sevgili yer-su okurları;

Sizlere yeşile dair her şeyi canlı ve günlük hayattan örneklerle ele alacağımız yazılarımızın ilkine başlıyoruz. Hiçbir plan program dahilinde olmadan tamamen doğaçlama hislerle yazdığımız bu yazılardaki amaç; günümüzde var olan çeşitli doğasever oluşumlarda ve ekolojik etkinliklerde kendimizi belli etmenin yanında tüm o faaliyetlerden farklı olarak, olağan günlerini yaşamakta olan çarşı, pazar, AVM ahalisinde çevreciliğe ve yeşile dair gözlemler sunmak, olası potansiyelleri veya dezavantajları değerlendirmektir.

Evet; dışarıda serbest serbest yürümeye çıktığım şu kısa zaman diliminde de bir kafenin baş köşesine tek başıma pusmuş bir vaziyetteyken dayanamadım, yine etrafımda gördüğüm her şeyi yeşil ekonomi ve çevreci fikirler üzerinden değerlendirmeye başladım. Vakti zamanında bir dostumun belirttiği gibi; bu saatte bu çarşıya sap olarak çıkıp dolaşmak; medeni cesaret isteyen bir şeydir. Alın size de bir resim:

Gördüğünüz gibi her şey olağan, güllük gülistanlık, olan bizim kafamızın içinde oluyor.

Şimdi buradan neleri düşündük değerli okurlar biliyor musunuz? Her şeyden önce “Bugün bir gönüllü olarak veya meslek olarak çevrecilikle ilgili olanlar haricindekileri ekolojik konularda bilgilendirmek, bu konudaki duyarlılıklarını arttırmak nasıl olur ki?” diye düşündük. Örneğin ben, bu sitenin yazarı olan arkadaşlar, diğer platformlarda yazan arkadaşlar, dışarıda enerji, geri dönüşüm, tarım gibi sektörlerle uğraşanlar zaten bu konularla ilgilenmek “zorundalar“. Zorunda kısmı yanlış anlaşılmasın, eminim ki herkes mesleğini severek seçmistir. Daha uygun bir ifadeyle çevreci sektörlerde çalışanlarekmeğini bu tartışılan, kafa yorulan konulardan çıkarıyor.”

Fakat şöyle bir etrafımıza bakalım: Mesela ben oturduğum yerden baktığımda tam önümde büyük ihtimalle plazadaki işlerinden çıkıp tavla atan iki genç görüyorum. Çaprazımda tabletinden dizilerini izleyip stres atan bir amca, onun arkasında kafa kafaya verip dedikodu yapan kankalar… “Ne çekiyon kardeşim!” tarzı bir tepkiyle karşılaşmamak için o cepheyi çekmiyorum kusura bakmayın. Ama demek istediğimi anladığınızı düşünüyorum sevgili okurlar.. Bu saydığım birkaç kişilik ve aklınıza gelebilecek milyonlarca insan; ama haklı ama haksız, ama gerekli ama gereksiz kendi geçim sorunlarına, ailevi ve duygusal dünyalarına odaklanmış durumdalar. Hayatı ciddiye alma miktarı gibi parametreler tartışmaya açıktır ve kişiden kişiye değişebilir. Ama burada somut bir gerçek vardır ki o da; eğer çevreciliğe ve yeşil ekonomiye yönelik atılım yapılacaksa, insanların halihazırdaki bu hayatı ciddiye alma miktarı göz önüne alınarak yapılmalıdır. Dürüst olmak gerekirse; ben gezip yazmaya, çevreci fikirlerde beyin fırtınası yapmaya devam ederim, gerisi pek umrumda olmaz. Bu yazıyı okuyan sizlerden de pek çoğu aynı tutumu takınır. Ama sevgili okurlar; herkes sizin bizim gibi kafadan sorunlu değil…:) Buna ek olarak şöyle de bir gerçek var ki; daha önceki yazılarımızda defalarca bahsettiğimiz tarzda şehirlere, günlük yaşantımıza uygulanabilecek fikirler arıyorsanız; hayatı normal seyrinde yaşayan bu insanların standartlarını ve beklentilerini göz ardı etmemelisiniz.

İddia ediyorum ki aksi halde; gerek yeşil ekonomi, gerek yeşil mimari, gerekse çevrecilikle beraber sosyal adalet bekleyen tüm fikirler ve projeler; daha marjinal fikirlere sahip grupların yerel faaliyeti olarak kalmaya mahkumdur. Hoş öylesinin tadı da bir başka ama n’aparsınız… Dünya hepimizin…:)

Ana fikir itibariyle sizlere sunacağım görüşler bunlardır sevgili yer-su okurları. Düşünceleri yazıya dökünce biraz daha fotoğraftakine benzer şekilde normale dönüyor insan. Soru ve problem şeklinde sunduğum unsurlara ekleme yapmak, yorumlamak, çözüm sunmak siz okurlarımızın takdirine kalmış. Bir şeyler karalayacak olursanız davet beklemeyin...

Hadi kalın sağlıcakla..

 

Bunlar da ilginizi çekebilir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*